Dünya ne tek kutuplu ne de iki kutupludur, ne hâkim bir kültürün ne de birkaç imtiyaz sahibi aktörün kültürel hegemonyası altındadır.
Çok kutuplu, çok merkezli, çok kültürlü, daha kapsayıcı ve adil bir dünya inşa etmek mümkündür.
Hepimiz kendi Peynir’imizin peşindeyiz, çünkü bunun bizi mutlu edeceğine inanıyoruz.
Elde ettiğimizde, buna sımsıkı bağlanıyoruz. Kaybettiğimizde ya da biri bunu elimizden
aldığında ise büyük bir bunalım yaşıyoruz.
Toplum "sev" diye emretti ve semavii "sev" emri unutuldu. Sevmenin bir ihtiyaç haline gelmesi intiharı oldu onun... Kaynağıyla bağını koparan her sevgi maddiyatla bağlandı.
(bi tık spoiler olabilir olmayadabilir)
“Bir Kürt Sevdiğimin İkinci Kitabı: Veda”,
içimde aynı anda hem öfke hem de kırgınlık uyandıran bir hikâye oldu. Gülşah’a karşı yer yer kızdım, bazı seçimlerini anlamakta zorlandım. Ama asıl kırgınlığım Şahin’e… Çünkü en çok seven gibi görünen, yine en sonunda “seviyorum” diyerek giden oldu.
Kitap boyunca sevgi ile ayrılık arasındaki o ince çizgiye şahit oluyoruz. Sevenin bile bazen geride bırakabildiğini, ama geride kalan kişinin bütün zorluklara rağmen sevdiği yere tutunmaya çalıştığını görüyoruz. Özellikle bir kadının, tüm yıkımlara rağmen “kalmak” istemesi ama yine de bırakılması… bu yönüyle kitap içimi fazlasıyla burktu.
“Veda”, sadece bir ayrılık hikâyesi değil; aynı zamanda sevmenin her zaman yetmediğini, bazen en çok sevenlerin bile en çok yaralayanlar olabildiğini anlatan bir yüzleşme gibi.
Okurken hem karakterlere sinir oldum hem de insanın içini sıkan o gerçeklik hissiyle baş başa kaldım. Çünkü bazı vedalar sadece iki kişi arasında değil, kalpte uzun süre kapanmayan izler bırakıyor.
Bir Kürt SevdimDilek Bilgiç Esen · Müptela Yayınları · 2025986 okunma