Giriş Yap

Recep Tayyip Erdoğan

Yazar
5.2
545 Kişi
Unvan
Türkiye 12. Cumhurbaşkanı, Politikacı, Yazar
Doğum
Kasımpaşa, İstanbul, 26 Şubat 1954
Yaşamı
26 Şubat 1954; Beyoğlu, İstanbul), Türk siyasetçi, Türkiye'nin 12. ve günümüzdeki cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanlığı öncesinde, 2003-2014 yılları arasında 11 yıl başbakanlık yapan Erdoğan, 2007 anayasa değişikliği referandumu sonrasında anayasada yapılan değişiklikle birlikte 2014 yılında gerçekleştirilen seçimle doğrudan halk oyuyla seçilen ilk cumhurbaşkanıdır. 1994 ve 1998 yılları arasında Refah Partisi'nden İstanbul büyükşehir belediyesi başkanlığı görevini yürütmüştür. Kurucuları arasında yer aldığı Adalet ve Kalkınma Partisi'nin genel başkanlığı görevini 12 yıl boyunca sürdürürken; 2002, 2007 ve 2011 genel seçimlerinden en yüksek oyu alan parti olarak ayrılmıştı. 1976 yılında Millî Selamet Partisi Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığına ve aynı yıl İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığına seçilen Erdoğan, Aksaray İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulu'ndan 1981 yılında mezun oldu. Millî Selamet Partisi'nin 1981'de kapatılması sonrasında, 1983'te kurulan Refah Partisi ile siyasi hayatına devam etti. 1986 milletvekili ara seçimlerinde milletvekili, 1989 yerel seçimlerinde ise Beyoğlu belediye başkanı adayı olarak seçimlere girse de her iki seçimde de seçilemedi. Milletvekili adayı olduğu 1991 genel seçimlerinde ise milletvekili olmasına rağmen tercihli oy sistemi sebebiyle Yüksek Seçim Kurulu milletvekilliğini iptal etti. 1994 yerel seçimlerinde elde ettiği %25,19'luk oy oranı ile İstanbul büyükşehir belediye başkanı seçildi. 6 Aralık 1997'de Siirt'te düzenlenen bir açıkhava toplantısı sırasında topluluğa yaptığı konuşmada kullandığı ifadeler sebebiyle "halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" gerekçesiyle kendisine açılan dava sonucunda 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Belediye başkanlığı görevinden ayrılarak 26 Mart 1999'da girdiği cezaevinde dört ay on gün kaldıktan sonra 24 Temmuz 1999'da tahliye edildi. 14 Ağustos 2001'de kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı ve partinin genel başkanlığına seçildi. Parti, girdiği ilk seçimler olan 2002 genel seçimlerinde %34,43'lük oy oranı ile Abdullah Gül'ün başbakanlığında 59. hükûmeti kurarken, siyasi yasağı süren Erdoğan seçimlere girememişti. Siyasi yasağının kaldırılması için Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan yasa değişikliği talebinin uygulamaya girmesiyle siyasi yasağı kalktı. 9 Mart 2003'te gerçekleştirilen ara seçimlerinde Siirt milletvekili olarak meclise girdi. Başbakan Gül'ün istifasını sunmasıyla, 14 Mart 2003'te başbakanlık görevine geldi. Genel başkanlığını yürüttüğü Adalet ve Kalkınma Partisi, 2007 genel seçimlerinde oyların %46,58, 2011 genel seçimlerinde ise oyların %49,83'ünü alarak Erdoğan'ın başbakanlığında sırasıyla 60. ve 61. hükûmetlerini kurdu. Parti ayrıca, oyların %41,67'sini aldığı 2004 yerel seçimleri, oyların %38,39'unu aldığı 2009 yerel seçimleri ve oyların %43,40'ını aldığı 2014 yerel seçimlerinde de en çok oy toplamayı başaran parti konumundaydı. 2007 anayasa değişikliği referandumu sonrasında anayasada yapılan değişiklikle birlikte cumhurbaşkanının ilk defa doğrudan halk oyuyla seçilmesinin önü açılırken, adaylığını koyduğu 2014'te yapılan seçimlerde aldığı %51,79'luk oy oranıyla cumhurbaşkanı seçildi ve başbakanlık ile partisindeki görevinden ayrılarak cumhurbaşkanlığı görevine 28 Ağustos 2014'te başladı. Erdoğan, 10 Ağustos'taki seçimleri %51,79 oy ile kazanarak Türkiye'nin 12. Cumhurbaşkanı seçildi. 29 Ağustos'ta yemin ederek göreve başladı.

İncelemeler

Tümünü Gör
216 syf.
·
5 günde
Nefret kusan incelemelere aldırış etmeden, daha barışçıl daha adil bir dünya için öngörülen düşüncelerin mevcut olduğu bu kitabı, vicdani ve tarafsız bakmayı başarabilen gerçek okurların okuması gerektiği düşüncesindeyim.
Daha Adil Bir Dünya Mümkün
5.1/10 · 406 okunma
·
Reklam
216 syf.
Daha Adil Bir Türkiye Mümkün, Tabii Siz Gittikten Sonra
Yıllardır başarıyla sahnelenen; Batı tarafından hor görülen mazlum Müslüman halkların sesi olmuş “cesur lider” rolüne angaje, yazılan kişi -ya da kişiler- tarafından oldukça iyi tasarlanmış bir kitap.Okurken insanın milli duygularına hitabeden, hafiften gururunu okşayan bir tarafı aşikar, gel gelelim işin iç yüzünde kazın ayağı öyle değil.(Arka fonda Dombra çalıyor.) Birleşmiş Milletler Topluluğu’nu muhattap alarak, Dünya’daki bir çok küresel sorunu suya sabuna dokunmadan ele almış, kendisinin yaptığı hatalara göstermesi gereken özeleştiri ve cesareti -her zamanki gibi- başkalarına karşı oldukça cüretkar bir şekilde dile getirmiş.Sonraki bölümlerde de çözüm önerilerini sunmuş. Diyeceksiniz ki; (haklı olarak) yazılanlar yanlış mı? Dünya’daki Müslüman karşıtlığından tutun, Suriye’deki iç savaşın akabinde yaşanan mülteci krizine kadar değinilmiş bir çok konuda doğruluk payı var.Hatta Birleşmiş Milletler’in doksanlarda tarihe kara bir leke olarak geçen Bosna ve Ruanda’daki katliamları önlemede yetersiz kalışındaki gerçeği bile -takdir toplayacak denli- açık yüreklilikle dile getiriyor.Ama ne yazık ki bozuk saat misali bir doğruluk bu, üzerine derinlemesine düşünülmüş, sorunları ortadan kaldırmaya yönelik değil, hamasetle kendi yönetim krizindeki sorunları hasıraltı etmek adına dile getirilmiş bir doğruluk.Haliyle insanda saygınlık uyandırmaktan çok, iktidarın kendi ülkesinde yarattığı krize karşı tepkiselliği ve öfkeyi besliyor.Evde çocuklarını döven bir adamın, komşusunun çocuğunu her gördüğünde sevmesine tanık olmak gibi.Bu iktidarın dönemine denk gelmiş talihsiz bir genç olarak, ‘haksızlığa uğramış olma’ hissini perçinliyor. ”Ne okuyorum, neler yaşıyorum!” hezeyanını benliğinizde duymanız, oldukça mümkün.Sorulması gereken asıl soru şu; Avrupa ve Dünya’nın diğer bölgelerinde süregelen insani krizler, Türkiye’deki yanlışları temizleri mi? Bir başkasının hatasını dile getirmek mi zordur, yoksa kendi hatanla yüzleşmek mi? Yazımı bitirirken -ne yazık ki burada da örneğini çok gördüğüm- bir yanlışı dile getirmek istiyorum.Her ne pahasına olursa olsun, ben insanların birbirini anlamaya çalışmasının bir kültür olduğunu, bunun güçlenmesi gerektiğini düşünüyorum.(Tamam bu kitap biraz sabır sınırlarında dolaşıyor, anlıyorum.Bu ya da herhangi bir kitap olsun mevzu bahis, farketmez.) Varsın yerden yere vuralım, o ince sınırı aşmadan.Ama yeter ki anlayalım; ya da en azından buna gayret edelim.(Bu arada ‘ben çok iyi yapıyorum bakın, siz de yapın’ demek değil bu asla.Yüksek bir perdeden konuşmuyorum, kendi yetersizliğimden yola çıkıyorum.) Şahsen benim vicdanım, hiçbir kitabı okumadan puan vermeye elvermiyor.(Hiçbir şeyin hakkı yoksa üretiminde ter döken işçinin hakkı var, gerçi o işçinin de bu iktidarda hakkı var ama neyse.) Şimdi gönül rahatlığıyla -kullanılan kağıt ve mürekkebin hatrı için- iki verebilirim.(Yüzümde acı bir tebessüm.) Yapın bunu, ‘ben asla okumam.’ dediğiniz size taban tabana zıt bir kişinin kitabını alın elinize, okumaktan ne çıkar? Belki şimdiye kadar hiç farkında olmadığınız bir tarafınız ortaya çıkacak, sizden başka kimsenin farkında olmadığı. “Anlamaya çalışma” kültürü adına, ‘Daha Adil Bir Türkiye’ diliyorum. Sevgiler
Daha Adil Bir Dünya Mümkün
5.1/10 · 406 okunma
·
27 yorumun tümünü gör
216 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
Doğru bilinen yanlışlar rahatsız edilmeli
Sabırla okumama karışmayan, takipten çıkmayan, bana tepki vermeyen insanlar: iyi ki varsınız. Çıkan kişiler oldu elbette ama neyse doğru insanlarla olduğumu anlamış oldum. Kitabı sadece merak edip okudum diye böyle yapmaya gerek yoktu bence. Eğer okuduğum kitaptan dolayı beni çıkardıysanız #160989630 bu kişilerden farkınız kalmamıştır. Burada en sinir olduğum şey kişiyi okuduğuna göre yargılamak ve tepki vermek. Yahu herkes aynı düşünmek zorunda değil artık bunu kabullenin. Daha önceden #158114405 bu paylaşımı yapmıştım. Yani bilmiyorum insan psikolojisini anlamak zor. Bari anlamadan dinlemeden yargılamayın. Burada görüşünü savunmadığım, doğru bulmadığım insanları da takip ettim. Saygı gösterdim ancak aynı saygıyı ne yazık ki her zaman alamadım. Ama burada ne okursam okuyayım beni yinede takip eden, benimle konuşan ve beni dışlamayan insanlar da oldu; iyi ki oldu, hepsine canı gönülden teşekkür ederim. Gelelim görüşüme... Sîyaset konuşmaktan pek yana değilim o yüzden kısa keseceğim. Öncesinde şunu söyleyeyim bir partiyi sevmeyen kişi illa karşı partiyi ya da başka partiyi tutuyor diye düşünmeyin her zaman. Bilmiyorum dünya öyle bir hale geldi ki her şeyden tiksiniyorum. Kitabın içeriği Tv'de gördüğünüz konuşmalar var yani pek öyle farklı bir şey yoktu. Her siyasetçinin düşündüğü olumluluklar mevcut; adalet. Elbette kitapta kendini övme, yaptıkları başarılardan söz ediliyor. Birlik, beraberlik gibi kavramlara vurgu yapılıyor. Türkiye de büyük sorun haline gelen mülteci sorunu ve özellikle Suriyeliler ele alınmış. Biz onlara ırkçılık yapıyormuşuz; oysa din, dil, ırk tanımadan kucak açmalıyız... vs vs Çok önemli bir şey söyleyeyim size: Fakir her şeyi yer. Bulduğu ekmeği yer, bulduğu her şeyi yer çünkü açtır. Fakir en son dinini yer çünkü yiyecek bir şey kalmazsa dinine döner. Ülkemizde Deizm, Ateizm gençler giderek artıyor ve artacaktır muhtemelen. Kitabın içeriği iyi olabilir ama lafla peynir gemisi yürümez. Herkes tatlı söz söyler ama önemli olan uygulamakta. Herkes iyi insan olduğunu söyleyebilir ama kim gerçekten iyi bu önemli. Kitabın çok az bi kısmına katıldım. Bu benim kendi görüşüm. Madem kitap yazıldı okunmak için ben de okur olarak okurum eleştiririm, bu benim en doğal hakkım. Doğru olmayan çok şey var. Her zaman derim ve yine diyorum: Doğru bilinen yanlışlar rahatsız edilmeli. Okumak isteyen okuyabilir. Keyifli okumalar.
Daha Adil Bir Dünya Mümkün
5.1/10 · 406 okunma
·
18 yorumun tümünü gör
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42