Şu hikâyeyi teşkil eden vakayi ve ahvalin zaman-ı cereyanı
[olaylar ve durumların geçtiği zaman] olan bundan yirmi beş
otuz sene mukaddemleri [önceleri] Avrupa görmüş bazı gençlerden iptida zarafet-perveran-ı kibar-zadegâna [önce
incelik sahibi zengin çocuklarına] ve sonraları hâl ve vakitleri ikinci derecede bulunan rical evlâdının [devlet adamlarının
çocuklarının] kabiliyetlerine sirayet [bulaşan] eden
alafrangalık illetine hasbe’l-istidat [hastalığına eğilimi
dolayısıyla] Keşfi Bey dahi duçar olmuş [düşmüş] ve pederinin müsaade-i kudret ve mevkii dairesinde [güç ve
mevkiinin yettiği çerçevede] olmak üzere frengâne
[alafranga] süslü gezmek, Fransızca okumak,
“Bonjur![451]
Bonsuvar[452]! Vuzalle biyen?[453]” demek için
Beyoğlu’nda adam aramak, Türkçe lâkırdı ederken araya
Fransızca lâfızlar katmak, koltuğunun altında roman taşımak,
israf ve sefahate, borç etmeye özenmek ve Türkçe’yi
edebiyatsız, kaba bir lisan addedip [sayıp] bu lisanın cahili
bulunmakla iftihar etmek gibi alafrangalığın o zamanca ve
belki hâlâ bile merasim ve levazımından madut olan efkâr ve
evza’ ve malûmatta velhasıl şeair-i milliyetten [gereklerinden
sayılan fikir ve davranışlar ve bilgilerde, kısacası millî
ülkülerden] mümkün olduğu kadar sıyrılmak hususunda bu da akranı mertebesine yetişmiş idi.