10/10
·
Beğendi
Kolay değildi bu kelimeleri hissetmek… İçimi kanatarak çıktı çoğu şiirim… Akmadan duygular; bir kâğıtta yan yana getirmeden kelimeleri Uyku tutmadı bazı geceler… Ağlarken kalemimden döküldü gözyaşlarım, Sadece göz değil; kalemim ve hatta Ruhum ağladı çoğu zaman… Düşe kalka öğrendim yalnızlığımın en iyi arkadaşım olduğunu… Bazen bir bakış, bazen tek bir kelimeniz yetti pencerelerimi kapatmaya… Kendi ışığıyla gördü ruhum dünyayı; Gerektiğinde patikalar yarattı, kendi açtı gideceği yolu… Dinler gibi yaptı ama sizi hiç dinlemedi; Başkasına sağır olacak kadar kendi çığlıkları vardı! Çok bedel ödendi bu yalnızlığa kavuşmak için… Varılacak bir noktam yok artık benim… Aslolan tek varlık; Bu “Bedelli Yalnızlık”…
Yalnızlığımı SustumCanan Şahin · İkinci Adam Yayınları · 20262 okunma
Sabırla demliyoruz o zaman mutluluğumuzu
8/10
··
Beğendi
Yaşamanızın sebebi dopamin desem? Hatta bu dopaminin sıfırdan üretileblir olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz desem? üstelik bu kitap da tam da bunun üstüne yazılmış! dopamin nedir az cok bililiyoruz hepimiz ama bilmeyenler için; dopamin nörotransmitter bi madde yani beynimizdeki sinir hücrelerinin sinaps yaparken (bağlantı kurarken) bir sinirden öbürüne yolladıgı kucuk paketler gibi. Hem birden fazla siniri uyarabiliyor ya da tek bir siniri uyarabiliyor bu şekil bir özelliğe sahip. Birçok işlevi var ama bu kitaptaki insanı harakete geçiren işlevi yani ödül ceza sistemi. ve bu hayatımızın her anında var aslında: acıkınca yemek yemek aslında ödül ceza sisteminin bir parçasıdır, bu yüzden çok acıktıgımızda o yemeğin tadı daha güzel gelir çünkü o acıdan o açlıktan sonra gelen ödül yani yemek beynimizde dopamini pik yaptırır. Vucüdumuzda belli bir miktar dopamin bulunuyor ve bu dopamin sürkeli bir dönügden geçiyor pik yaptıgı bir nokta da var çöküşü de var hatta pik yapıyorsa garanti bir çöküş var! ying yang gibi üşünebilirsiniz gerçekten atalarımızın bir bildiği varmış çok güldük başımıza kötü bir şey gelecek demekte aslında haklılar. peki biz bu beynimizdeki her saniye dopamin sisemini kontrol etmeye calısan ellere rağmen nasıl kendiizi akıştan kurtabilicez?: yine bunun cevabını kitap veriyor ve pek cok söylenecek söz var ama kısacası mindfulness yani bilinçli farkındalık. Bunu psikoloji dersinde de işlemiştik kitapta da yer edilmesi hoşuma gittiği gibi aklıma da yatmıştı okurken. Örnek verecek olursak canın tatlı bir şeyler çekiyor yanınızda da baklava ve greyfurt var mesela işte o greyfurt ''tanısan seversin aslında'' kategorisinde hiç şans verilmeyecek ama tatlıdansa sana çok daha iyi gelecek eleman. Devamını yazar açıklıyor kitapta cok daha fazla örnek çok daha
Kalk Bi Dopamin DemleSerkan Karaismailoğlu · Ortapia Yayınları · 20246,6bin okunma
Reklam
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 75. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 23:17
Elimden kalem düşmeden okudum, her cümlede derin anlamlar buldum, hayatı ve insanı yeniden sorguladım. Kitabı bitirene kadar “Bu metin daha çok okura ulaşmalı” diye düşünerek sayfalar arasında defalarca durup kendime döndüm. Şuna eminim ki Mine Söğüt, okuyan herkesi kaçınılmaz bir sorgunun içine çekiyor. Aslolan, yalnızca bir kalbe sahip olmak değil; vicdanı olan, merhameti yaşayan bir kalp taşıyabilmektir. Çünkü en büyük yıkımı, duygusu körelmiş ve katılaşmış kalpler verir. Bir diğer mesele ise yargısız infaza olan eğilimimizdir. Gördüğümüzden çok duyduğumuza inanıyor; bir insanın hayatını geri dönüşü olmayan bir noktaya sürükleyebilecek hükümleri, düşünmeden verebiliyoruz. Sonrasında geriye sadece geç kalmış bir farkındalık kalıyor. Umarım hayatımıza dokunan her insan , yüreğimize iyi gelir, merhametin yer bulamadığı bir kalbe hiçbir sevgi kalıcı misafir olamaz..
1000Kitap
Ormandaki Kalpsiz CeylanMine Söğüt · Can Yayınları · 2025436 okunma
İslam2030
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 22:30
Müslüman, hayatı boyunca belirli bir sonuca ulaşmakla yükümlü değildir. Müslümanın yükümlülüğü, yaşamı boyunca doğru yolda olma gayretini sürdürmesidir. Müslüman için aslolan hedef değil niyettir.
İslam 2030Cüneyt Sezer · Hayat Yayınları · 20269 okunma
''Krizin Fenomenolojisi ve Tinsel Parçalanma"
10/10
·137 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
76 günde okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2025 23:26
Krizin Fenomenolojisi ve Tinsel Parçalanma: Estetiğin Huzursuzluğu Üzerine Radikal Bir Yapısöküm ve Epistemik Soruşturma Birinci Bölüm: Giriş, Konfor Alanının Tasfiyesi ve Tekinsizliğin Epistemolojik Kökenleri Sanat felsefesi, çağdaş estetik teorileri, ontoloji ve Batı düşünce tarihinin o labirentimsi koridorları içinde, okurunu tanıdık olanın güvenli limanlarından koparıp, varoluşsal bir tekinsizliğin tam ortasına fırlatan metinlerin sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. Estetiğin Huzursuzluğu, işte bu tavizsiz, uzlaşmasız ve radikal kopuşun, insan zihnini en ücra kılcal damarlarına kadar hırpalayan ve yerleşik algı kalıplarını un ufak eden o muazzam entelektüel dehasının en somut, en cüretkar felsefi vesikasıdır. Bu eseri okuma deneyimi, düz çizgisel bir metni konforlu bir rasyonalizmin rehberliğinde arkaya yaslanarak takip etmekten bütünüyle uzaktır; aksine kavramların, estetik paradigmaların, dilsel bariyerlerin ve felsefi kırılmaların geometrik olarak sürekli genişleyen, genişledikçe de okuru içine çeken o girdapsı sarmalında bir zihinsel irade savaşı vermektir. Kitabın okur üzerinde kurduğu o aşılması güç direnç, insanı kelime kıtlığıyla ve zihinsel bir felç haliyle baş başa bırakan o zorlayıcı entelektüel yapı, yazarın üslubundaki bir sakatlıktan ya da dilsel bir kurgu beceriksizliğinden kaynaklanmaz. Tam aksine bu muazzam zorluk, sanatın ve estetiğin kendi ontolojik doğasında barındırdığı o köksüz, tekinsiz, tekinsiz olduğu kadar da ele geçirilemez, formüle edilemez olan o ezeli "huzursuzluğu" metnin doğrudan gramerine, söz dizimine ve kavramsal omurgasına bir zehir gibi enjekte etmesinden ileri gelir. Metnin derinliklerine doğru sızmaya başladığımızda, karşımıza çıkan ilk büyük felsefi barikat, güzelin, estetik nesnenin ve sanatsal yaratımın salt
Felsefe
Estetiğin HuzursuzluğuJacques Ranciere · İletişim Yayınları · 201421 okunma
Bellamy'nin Ütopyası: Düzen mi, Distopya mı?
Puan vermedi·272 syf.··
2026 2. kitabı
Edward Bellamy’nin 1888 yılında kaleme aldığı Geriye Bakış (Looking Backward: 2000–1887), ilk bakışta Geç Viktorya Dönemi Amerikasının sınıfsal anksiyetelerine ve vahşi kapitalist üretim ilişkilerine getirilmiş safi bir alternatif düzen tasarımı gibi görünse de, alt metinlerinde barındırdığı ideolojik aygıtlar bakımından oldukça katmanlı bir felsefi/sosyolojik manifestodur. Julian West’in hipnotik bir uykuyla 19. yüzyılın rekabetçi kaosundan koparılıp 2000 yılının pürüzsüz Boston’ına uyandırılması, sadece edebi bir zaman yolculuğu teması değil; aynı zamanda Batı düşüncesinin aydınlanmacı, ilerlemeci ve pozitivist tarih anlayışının kurgusal bir doruk noktasıdır. Bellamy, endüstrileşmenin yarattığı toplumsal anomiyi ve yabancılaşmayı sağaltmak adına, seküler bir kurtuluş miti (eskatoloji) inşa eder. Ancak bu mit, insanlığı özgürleştirmekten ziyade, rasyonel bir makinenin kusursuz işleyen dişlileri haline getirmeyi amaçlayan teknokratik bir kolektivizmin provası niteliğindedir. Romanda sunulan ve tüm toplumsal yapıyı dikey bir hiyerarşiyle organize eden "Endüstriyel Ordu" kavramı, Foucaultcu bir perspektifle ele alındığında, biyo-politik bir disiplin toplumunun en steril modellemesidir. Bellamy, serbest piyasanın yarattığı sömürüyü ve yıkıcı rekabeti ortadan kaldırırken, üretimin, dağıtımın ve hatta beşeri emeğin tamamen devletleştirildiği (Büyük Tröst) bir sistem kurar. Buradaki ironik ve demagojik kırılma tam olarak bu noktada başlar: Yazar, mülkiyet ilişkilerini radikal bir biçimde dönüştürerek kapitalizmi tasfiye ettiğini iddia etse de, aslında kapitalizmin en temel fetişi olan "endüstriyel verimlilik, büyüme ve makineleşme" mantığını mutlaklaştırır. Ortaya çıkan yapı, ortodoks bir sosyalizmden ziyade, devletin tek ve mutlak işveren haline geldiği, bürokratik
Düşünce
Geriye Bakış 2000’den 1887’yeEdward Bellamy · İş Bankası Kültür Yayınları · 2020597 okunma
Reklam
Reklam