Bir “İşin Aslı, Judith ve Sonrası” değil belki ama yine ilmek ilmek işlenmiş, kurgulanmış bir Sandor Marai romanı “Mumlar Sonuna Kadar Yanar”. Çocuklukta yazıldıkları askeri okulda çok yakın iki dost olan Henrik ve Konrad’ın 41 yıl sonra buluştukları günde geçiyor her şey. Geri dönüşlerle anlatılan bir ömür. İki dostun arasına giren ve 41 yıl boyunca aydınlanmayı bekleyen soruların ardında kalan hayatı okuyoruz satır satır. “Tıpkı aşık gibi dost da duyguları için mükafat beklemez. Karşı görev talep etmez, dost olarak seçtiği insanı görür ama bir yanılsamanın ışığında değil, onun hatalarını görür ve onu kabul eder; bütün sonuçlarıyla birlikte. İdea budur. Böyle bir idea olmasaydı yaşamaya, insan olmaya değer miydi? Peki bir dost, doğru dürüst bir dost olmadığı için hata yaptığında, onun karakterinden, zayıf yanlarından şikayet etmeye hakkımız var mı? İnsanın karşısındakini erdemleri, sadakati, istikrarı için sevdiği bir dostluğun ne değeri var?” Diyerek ilerleyen bir sohbetin ne sürprizlerle dolu olduğunu varsın okuyucu düşünsün. Dostluğa, ihanete, kıskançlığa, çocuk saflığına, yetişkin kıskançlığına, hayatı şahane ya da berbat kılmanın bağlı olduğu pamuk ipliklerine çok daha farklı bakmayı düşündürecek kısacık bir romandı. Ben beğenerek okudum.