Han Kang karakterleri hiç sıradan insanlar değil. Herbirinin varlığı, hayattaki şiddeti, kederi hissettiriyor okura. ‘Yunanca dersleri’ndeki görme yetisini yavaş yavaş kaybeden adam ve söz yitimi yaşayan kadın da böyle insanlar. Yalnızlar. Yaralarıyla hayatta kalmaya çabalıyor, el yordamı ile buluyorlar yollarını. Sevgi, tüm engelleri aşmayı sağlayan kutsal itici güç olarak parıldıyor yine de. Metin şiirsel. Kaybolmaya yüz tutmuş, konuşurken kullanılmayan ölü bir dile sığınmış bu yaralı, duygularını pek dışarı vurmayan insanları buluşturuyor. Kimsenin görmek, anlamak istemediği karakterler, belki de tüm bilgilerin temelini oluşturan bu dilin çatısı altında, emekleyerek bugünlerini kurtarmaya çabalıyorlar. ‘Bir şeyi kaybetmenin başka bir şeyi kazanmak önermesinin doğru olduğunu varsayarsak’ biri görme yetisini diğeri sözlerini kaybederek birbirlerini kazanıyorlar. Kitaptan şu harika cümleyi bırakarak bitireyim değerlendirmeyi. “Duyuların, imgelerin, duyguların ve düşüncelerin birbirine belirsizce kenetlenerek halay çeker gibi salındığı o dünyaya asla güvenmek istemedim.” Etkileyici ve düşündüren bir kitaptı. Metaforlar içinde yol almaktan hoşlanan okura öneririm.