-Ey insanoğlu! Allah sizi kendi gibi nur olasınız diye yarattı.
Sizi bütün yaratıklara üstün kıldı.
Size her türlü nimeti ihsan etti. Fakat sizi, nur iken karanlıklarla karıştırdı, ruh iken cesetle birleştirdi. Bunu, sevmediği karanlıkları, sevdiği aydınlık ile ortadan kaldırasınız diye yaptı.
Ey insanoğlu! Nur benim. Bana gelin, benim olun. Ben olun.
Nurun gereği olan güzel huylarla ahlâklanın.
Allah'ın emirlerini tutup, yasaklarından kaçının.
Başkalarını nefsinize tercih edin.
Kin, kıskançlık, nifak, hiddet, düşmanlık, hırs ve haset gibi karanlığa özgü sıfatlardan kurtulun.
Her durumda Allah'a şükredin.
Verdiklerine kanaat edin.
Kısacası bu imtihan dünyasından nur olarak ayrılın ki, nurlar âlemi sonsuza dek karargâhınız olsun.
-Nereden geldin?
Kalbime ilham edilen şu cevabı verdim:
-Sebep ve hikmetinden sual olunmayan Allah'tan...
-Niçin geldin?
-Allah, aydınlık ile karanlıkları ayırmak, aydınlık ile âdil, karanlıklar ile kahhar olmayı istedi.
Aydınlağa "ben", karanlıklara da "benden başkası" dedi.
-Aydınlığı nedir, karanlıkları ne?
-Aydınlığı Hürmüz, karanlıkları Ehrimen'dir.
-Hangisi üstündür?
-Şu anda her ikisi de eşittir. Ne Hürmüz Ehrimen'e, ne de Ehrimen Hürmüz'e üstünlük sağlayabilir.
-Bu keşmekeşlik nedir, sonu ne olacak?
-En sonunda Hürmüz Ehrimen'e üstün gelecek. Böylece âlem hep aydınlık olacak.
-Sonra ne olacak?
-Allah "hep ben, hep ben" diyecek. "Benden başkası" demeyecek.
-Sen kimsin, kiminsin?
-Ben aydınlıkçıyım (nurcuyum), Hürmüz'e aitim.
Zerdüşt ellerini kaldırdı:
-Allah seni aydınlık kılsın! dedi