Elli yaşında bir adamın onbeş yirmi kuruşa satın alıp boynuna taktığı, adına boyunbağı dediği bir yuları
akla uygun gördüğünüz hâlde, külahıma taktığım ayna parçalarını niçin akla uygun bulmuyorsunuz?
Her ikisinin de insanların patavatsızlığına ve deliliğine delâlet ettiğini kabul ettiğimiz takdirde benim yaptığım delilik hem daha parlak, hem daha akla
uygundur.
-Bu âlemde olan herşey benim sıfatımdır.
Ben olmasaydım, hiçbir şey olmazdı.
Ben "hep"im ya da "hiç"im.
Ben "hiç"im ya da "hep"im.
Zaten "hiç" ve "hep" aynıdır, tek şeydir.
Fakat cahil insanlar aynı şeyi iki farklı isimle anıyorlar.
-Çok tuhaf! "Var" ile "yok" eşit olur mu?
Meselâ, ben şimdi "var"ım. Fakat yarın "yok" olacağım. Bu iki durum arasında fark
yok mu? dedim.
Deli başını çevirdi ve kahkahayı patlattı:
-Vay! Sen "var"sın ha! Acaba "var" mısın? dedi.
-Eğer
"var" isem niçin "yok" olacağım?
Yok olmayacaksam, ruhum ebediyyen mi kalacak?..
Ruhum ebedî kalacak mı?
Ruh nedir? Bizzat kendisi, hissetme kabiliyetine sahip midir? Hüviyetini bilebilir mi?
Eğer ruh diye birşey varsa, bedenden ayrıldığında nasıl bir durumda bulunacak?
- Yalnızca ben "var"ım.,Çünkü "hiç"im ve "yok"um.
Varlığım mutlaktır. Yokluk, bağımlı olan için vardır. Mutlak "varlık" tır, "var"dır.
İşte bu bilgi yığınının altında birgün kalbimin durumunu incelediğim zaman, acayip bir karmaşa içinde olduğunu hayretle gördüm.
Küfür ile iman, inkâr ile ikrar, tasdik ile şüphe arasında bir durumdaydım.
Kalbimle inkâr ettiğimi aklımla, aklımla inkâr ettiğimi kalbimle kabul ediyordum.