Birlikte kahvaltı ederken gözlerindeki o hüzünlü bakışı
hiç unutamadım: "Neden beni bu kadar yaşlıyken
tanıdın?" der gibi. Doğruyu söyleyerek yanıtladım onu:
"İnsan gerçekte olduğu değil, hissettiği yaştadır."
Upuzun hayatımda ilk kez içimden birini öldürmek
geliyordu. Vaktinde veremediğimiz kırıp geçirici yanıtları
kulağıma fısıldayan şeytanın yüzünden içim içimi
yiyerek döndüm eve, öfkemi ne okuma yumuşatmıştı ne
de müzik.
Nişanlılığımızın ikinci ayında konuşacak hiçbir şeyimiz
kalmamıştı. Ximena, saf yünden yeni doğmuş çocuk
patikleri örmeye koyularak, hiç sözünü etmeden ortaya
atmıştı çocuk konusunu. Kibar bir nişanlı olarak ben de
onunla birlikte oturup örgü örmeyi öğrenmiştim, düğüne
kadar ki boş saatlerimiz böyle geçip gitmişti, bakalım
hangimizin ki doğru çıkacak diye ben erkek çocuklar için
mavi patikler örüyordum, o da kız çocuklar için
pembelerini; sonunda elli çocuktan fazlasına yetecek
kadar patik birikmişti.