Yaşamın kendisi bize düşünsel olarak hep kıyası öne sürer.
Geçmişte ne ile kıyasladiysak hayatımızı(kendimizi) şimdi de ve gelecekte de aynı yolla bizi tatmin edecek şekilde öne süreriz.
Bunun farkında olmak ve olguyla birebir yüzleşmede andan bizi koparan belki de gerçeğin dayanılmaz olduğudur.
Anın dayanılmaz olmasının sebebi ise kıyasın olmamasıdır.
Bununla ne demek istiyorum :
İçinde olduğumuz duygu durumu ne ise gerek sevinç veya üzüntü temel olarak 2 şekilde ele almak daha mantıklı ki bu genel olarak insanı etkileyen veya edilgen hale koyan durumlardan ibaret.
Ve öyle ki bu durumlardan insanın kendisi hep daha çok fazlasını düşünsel olarak ortaya koyar, böylece kötü ise daha iyi bir duruma, iyi ise de daha iyi bir duruma kendini hazırlamasına olanak tanır.
Tabi bununla iyi ve kötü tanımı ortaya çıkar veya daha iyi daha kötü.
İnsan zihninin bir ömür boyunca bununla uğraşması sonucu tekrar hayatların ve tepkilerin oluşmasına neden yol açtığı için bir kalıp olarak insanın özgür ruhunun bu şekilde sıkışması onu üretken haline ket vuruyor.
Peki olguyla yüzleşmeyi bir tanıma koymak gibi bir hataya girmek elbette farklı tatmin edici durumların aynı sonuca çıkması gibi bir hataya düşmekten başka bir şey değildir.
O halde herkesin kendi olgu olanağı ile yüzleşeceği üretken halini kendinsine saklaması lazım. Çünkü başkası için geçerli olmayacaktır.
Amed Aştiyan