“Bu sebeple İstanbul, sadece “residence”ların, yalıların, köşklerin, sarayların şehri değildir. Belki onlardan daha fazla Suriçi gecekondularında, Esenyurt’ta, Sarıgazi’de yaşayan, İkitelli’de, Gebze Organize Sanayi’de, Tuzla tersanelerinde çalışan insanların şehridir. Onların çoğu meşhur Boğaziçi’ni hayatlarında bir kere bile görmemiş, Beyoğlu’nda dostlarıyla bir akşamüzeri birası içmemiş olsalar bile…”
“Hastadır o, kaçıktır. Ruhunu yuvarlak metal ve ağır kağıda adamıştır. Hiçbir şeyle yetinmez, gözü doymak bilmez. Kimseye kötülük etmeden, haksızlık yapmadan geldiğim gibi göçüp gideyim şu dünyadan diye düşünmez.”
“Ama biz yine de, etimiz güneşte konuşabildiği için sevinmeliyiz. Bacaklarımızı saran bir örtü, ayaklarımızı ağırlaştıran ayak kılıfları olmadığı için yaban atları gibi koşturabildiğimize sevinmeliyiz. Beyaz adam budala ve kördür. Gerçek mutluluğa karşı sağırdır ve bu utancını gizlemek için kat kat örtünmesi gerekir.”