“‘benim burada ne işim var?’ diye düşündüğünüz oldu mu hiç? bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de, her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi hissettiğiniz?”
“insanlar şehir gibiydi. bazı kötü yönleri var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. sevmediğiniz yanları, birkaç tane tehlikeli ara sokağı ve mahallesi olabilirdi ama bir şehri yaşanır kılan şey iyi yönleriydi.”
“ölmeye karar verişinden üç saat önce, zihnindeki umutsuzluk gövdesine ve kollarıyla bacaklarına da sirayet etmiş gibi, bütün benliği pişmanlık ve acı içindeydi. umutsuzluğu her bir zerresini sömürgeleştirmiş gibi. kendisi olmasa, herkesin daha iyi olacağı düşüncesini hatırladı. kara deliklere fazla yaklaşırsanız, yerçekimi kuvvetiyle sizi kendi karanlık, kasvetli gerçekliklerinin içine çekerler. aklındaki fikir kesintisiz bir kramp, katlanılamayacak kadar rahatsız edici ama yok sayılamayacak kadar güçlü bir şey gibiydi.”
insanlar içinde bir sana inandım
bir seni sevdim kendimden başka
uykularımın bölündüğü saatlerde
sendin düşündüğüm soluk soluk
sivri bıçaklar gibiydin karanlığımda
gözümü yumsam seni görüyordum