Newton’da elma,
Freud’da arzu, Jung’da rüya, Piaget’de çocuklar, Darwin’de
Galapagos kaplumbağaları, Marx’ta İngiltere fabrikaları bir
saplantı değildi. Bu kavramların altında yatan gerçekleri öğrenmeye dair tutkulu birer meraktı.
20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden Erving Goffman der ki,
hepimiz günlük hayatın sahnesinde rol yaptığını unutmuş
birer oyuncularız. Hatta farkında olmadan oynadığımız bu
rolü kavramsallaştırarak “dramaturji” adını vermiş. Düşün bir
yöneticisin, sabah masanda otururken yönettiğin insanlardan biri gelip “Abi nasılsın” dedi. Senin de dürüst olacağın
tuttu ve gerçeği söyledin: “Nasıl olayım, akşam oğlan gecenin bir yarısı gelip bizim yatağa girdi, ben de salonda rahatsız
bir çekyatta kedi ile sabahladım. Tuttuğum takım da yenildi,
akşam da kayınvalidemler yemeğe geliyor, bir de sabah sabah senin gibi bir yağcı ile sohbet etmek zorunda kalıyorum,
nasıl olayım logar kapağı gibi hissediyorum” dedin. Nasıl olur
ilişkilerin bir düşün.
Siyasi görüşlerin savunucuları; kamuoyunda bu açıklayıcı yaklaşımı sevmezler. Çünkü cehaletlerini gizlemek, taraftarlığın
yumuşamasını önlemek ve uzlaşmayı engellemek isterler.
Bu yüzden politikacılar ve çıkar grupları hep kutsal değerler
üzerinden konuşurlar. Çünkü açıklayıcı konuşma onlara oy ve
para kazandırmaz. Kutsal değerler bilgi alanını hep daraltır.
Llyod haklı olmalı, yoksa soğuk savaş
döneminde, David Lynch’in meşhur
dizisi Twin Peaks’te katilin kim olduğunu merak eden Gorbaçov, Amerikan başkanını arayıp katilin kim olduğunu sorar mıydı?