Araya girmek yakışık almaz, ama sorarım sana, aldatan kim? Yılan m, Tanrı mı? Tanri o ağaçtan yersen ölürsün demişti, yılansa yersen gözün açılır, anlarsın demiş, üstelik de Tanrının asıl neden kuşkulandığını da açıklamıştı: köle yarattığı insanın köle kalmasını ister.
Ve uydurmuş ahretler, araflar, cennetler, cehennemlerle dinleri, gerçek ötesine sonsuzca uzanan umut yollarını. Yüzyıllarca böyle yaşamış: başı kanatlarının altında, alacakaranlıkta, sonra uyanmış, başını kaldırmış bakmış ki, ne cennet var ne cehennem, eski hamam eski tas. Ve o zaman demiş ki, ben tavuskuşu değilim, ben insanım, insanlığımı yaşayacağım, neysem o olayım, ne gelirse elimden onu yapayım da bu yeryüzü bahçesini şenlendireyim, cennet bahçesinden kovuldum madem.
Gördün ya, tehlikeli bir tutum bu: yapayalnız ve tek başınasın kararında, başarırsan var olacaksın, başaramazsan yok olacaksın. Tanrıya sığınmak yok, papaza koşup günah çıkarmak yok. Yeryüzünde mutsuzum, ama öbür dünyada mutlu olacağım avuntusu da yok. İnsan mutluluğunu burada günlük çabasıyla kendi kuracak, ne kadar insan olabilmişse, o kadar mutlu olmuş sayılacak.