Cannibal
Remember that time way back when I kissed a guy who ate his women friends Now only dogs will follow me Is he following? I bite at the hand that feeds me Slap at the face that eats me Some kind of animal cannibal Made impressions on me Have we met before? In some strange department store Who knows how some people turn to strange ones? Is it up to me to make them into dead ones?
Mayıs Yağmurları ve Cilveli Anılar (Yağmur ve Neşe)
​(Can dostum Ate’nin aziz hatirasina,Can Dostuma Mektuplar calişmamdan) ​ ​"Yağmur damlalarındaki neşem, cilveli baharım Ate’m... ​Bugün dışarıda tam sevdiğin Mayıs yağmurlarından biri var. Havadaki taze toprak kokusu camlara ince bir sızı gibi vuruyor. Gözlerimi kapattığımda burnuma, ıslanmış tüylerinden yayılan o masum ve kendine has koku çalınıyor. Meğer baharın asıl müjdesi çiçeklerde değil, ıslak patilerinin yere bıraktığı izlerde saklıymış. ​Anımsıyor musun? İlk damla toprağa düştüğünde çocuksu heyecanla kapıya koşardın. Eşiği geçtiğin an, ıslanma korkusunu bir kenara bırakıp su birikintilerinin içine sanki dünyanın en büyük hazinesine kavuşmuşsun gibi dalışın hala gözlerimin önünde. Meşhur yağmur dansın, evin tüm kasvetini bir anda dağıtmaya yeterdi. Kulakların rüzgarda bayrak misali dalgalanırken, bana 'Hadi anne, sen de katıl bu şenliğe!' der gibi muzip bakışlar fırlatırdın. Birbirine karışan ipek tüylerini her silkeleyişinde etrafa adeta hayat pırıltıları saçardın. Zaman durur, dünya sadece senin saf neşenden ibaret kalırdı. En çok da içeri girdiğimizde, havluyla seni kurulamaya çalıştığımda yaptığın tatlı şımarıklıkları, elime hafifçe vuran serin ve ıslak burnunu özledim. Sen hayatın grileştiği her an sığındığımız en renkli güneşimizdin. ​Şimdi yine gökyüzü ağlıyor Ate ama bahçe sessiz, su birikintileri durgun. Sokaktan geçen her patırtıda, her su sıçramasında gayriihtiyari seni arıyorum. Meğer yanımızdayken yağmur bile başka parlıyormuş; hayat senin varlığınla renk alıyormuş. Şimdi düşen her damla sadece camlara değil, cilveli hallerini arayan yorgun kalbime vuruyor. Dışarıdaki dünya yıkanıp tazelenirken, benim içimdeki sırılsıklam matem bir türlü dinmiyor. En umutsuz mevsimlerimin bile baharıymışsın. ​"Yağmur yağıyor bugün, tam senin sevdiğin gibi, Bahçede
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
ATE - Yad Eller
Yad eller Yangın yeri yâr her yer Yansın bu diyar endamına Sen yoksan uzak her yer zaten Yad eller Yangın yeri yâr her yer Yansın bu diyar endamına Sen yoksan uzak her yer zaten
Müzik
İlahi adalet mutlaka tecelli eder.hic bir ah yerde kalmaz.
Gidişin sessizdi ama geride bıraktığın çığlık gökleri deldi... Seni o vicdansızın elinde, bir eşya gibi bırakanların Kendi karanlıklarında boğulacağı günü bekledim; Şimdi hasat vakti geldi masum canım, Senin dilsiz ahın, onların en büyük vebalidir. "Sabırla beklenen her hasat, vaktinden önce gelen her ödülden daha lezzetlidir. Ate'm sonunda ilahi adalet tecelli etti." #İlkimMK
‎ ﴾ Ya Rabb'i ﴿ ‎İmanı küfre galib eyle! ‎Hakk'ı batıla galib eyle! ‎Hidayeti,dalalete galib eyle! ‎Sünneti,bid'ate galib eyle! ‎Salihleri,fasıklara galib eyle! ‎Hilâli,haça galib eyle! ‎"Müslümanları kâfirlere galib eyle! Amin 🤲
Din İslam
Gözlerini Dünyaya Kucağımda Açan Mucize
​ ​ Canım Ate’m, dilsiz yoldaşım, ruhumun diğer yarısı... ​Hatırlıyor musun o ilk haftalarımızı? Henüz adımların yere tam basmıyordu, o minicik patilerin halının üzerinde acemice kayıyor, dünya senin için devasa, gürültülü ve ürkütücü bir yer gibi görünüyordu. Ama senin için korkunun bittiği, huzurun başladığı tek bir güvenli liman vardı: Kucağımdaki o sıcak boşluk. Henüz dünyanın ne rengini ne de şeklini biliyordun. Gözlerini dünyaya tam anlamıyla benim kucağımda açmıştın. O puslu, laciverte çalan bakışların ilk kez netleştiğinde, gördüğün ilk çehrenin ben olması tesadüf olamazdı. O an aramızdaki o ilahi bağ, mühürlenmiş bir mukavele gibi ruhumuza kazındı. Sanki bana o ilk bakışınla şunu fısıldamıştın: 'Tamam anne, korkacak bir şey yok, benim vatanım burası...' ​Henüz avuç içi kadar bir tüy yumağıyken bile, o asil ve mağrur duruşunun sinyallerini veriyordun. Uykunda sayıklarken çıkardığın o incecik, huzurlu iç çekişler benim için dünyanın en pahalı senfonisinden daha kıymetliydi. Seni bir sanat eserini izler gibi saatlerce hayranlıkla seyrederdim; her geçen gün serpilişini, kulaklarının yavaş yavaş dikilişini, bakışlarının derinleşmesini... Bebeklik dişlerin kaşındığında parmaklarımı bir oyuncağın heyecanıyla ısırmaya çalışışın, sonra benim canımın yandığını küçük bir 'ah' sesimden anlayıp, hemen o yumuşacık ve ıslak dilinle ellerimi özür dilerce yalaman meğer ne büyük bir karakterin habercisiymiş. Sen daha o günlerde bile nezaketi, merhameti ve sadakati özünde bir mücevher gibi taşıyordun. ​Şimdi o kucağım boş, o süt kokulu büyüme anları sadece zihnimin karanlık odalarında birer film şeridi gibi dönüp duruyor. Boşluğa uzanan ellerim hala o yumuşak tüy yumağının sıcaklığını arıyor. Ama biliyorum ki Ate, o ilk bakışta kalplerimizin arasına düşen o sönmez ışık, ne araya