Ak saçlı, titrek elli şair bâdeye uzanır. Eğer öbür dünyada daha iyi bir yaşam olduğuna inansaydı, buradaki içki ve safâ âlemini öbür dünyaya bırakarak pişmanlık duyardı. Şu rubai ömrünün son dakikalarında ölümün gölgesini yanında gören, dinî efsaneler dışında kendine teselli veren, tesellisini şarap kadehinde arayan, tamamen maddeci bir filozofun üzüntüsünü göstermektedir:
Zühdün, tövbenin eteğini bırakacağım.
Ak saçlarımla, meye el atacağım.
Yaşım geldi dayandı yetmişe.
Şimdi değil de ne zaman neşe bulacağım?
İyice dikkat edersek, muhtelif yaşlarda söylenen bu dört rubaide şairin düşünce tarzının, dilinin ve felsefesinin aynı olduğunu göreceğiz. Şu halde açıkça diyebiliriz ki, Hayyam gençlik yıllarından maddî ölümüne kadar kötümser ve kuşkucu biri olarak kalmıştır.
Yazık, gençliğin defteri dürüldü gitti!
Hayatın o taze baharı güz oldu gitti!
Adına gençlik denilen şey var ya,
Anlamadım ki; ne zaman geldi, ne zaman gitti!?
Meşhur olan bir rivayet daha vardır. Hayyam öldükten sonra annesi hep onun için Tanrı’dan af diler, yakarışta bulunurmuş. Bir gün Hayyam’ın ruhu rüyasına girerek ona şu rubaiyi söyler:
Ey yanmışa yanmış, daha da yanası!
Cehennem ateşi seninle tutuşası!
Niceye dek diyeceksin “Rahmet et Ömer’e”?
Sana mı düştü Tanrı’ya rahmet öğretmek tasası?