Roma putunu yıkamamıştır. Yunan putunu gönlünden silememiştir. Temelde putçuluğa dayanan Batı uygarlığı, insanını öyle puta ayarlamıştır ki, ilahî kaynağa dayalı bir din olan Hristiyanlığı bile, değişik bir biçimde, hemeninden, putçuluğa indirgemekte gecikmemiştir.
Boyuna tükenirler, eşyaya yönelirler, onu da tüketmek için. Kendi içlerinde bulamadıkları şeyi, eşyada bulma vehmi içindedirler. Bu yüzden, eşya, bir nihaî amaç, bir sığınak görüntüsüne bürünmüştür onlar için.
Bu, Batı medeniyetinin bir kaderidir belki, hep aramak, ama bulamamak, yaklaşır gibi olmak, ama asla ulaşamamak, sürekli bir tatminsizlik duygusu, maddi bir refaha boğulsa bile, intihar düşüncesinden kaçamayış, sıkıntının sürekliliği ve.. ve ölüm korkusu: "Ne zaman bir bombayla havaya uçurulacağım?"...
"...Bir mutlu dönemin uzak anıları belleğinin uzak çeperlerine usul usul vurmaya, dokunmaya kalmadan, cin çığlıkları, yarasa haykırışları yeniden onu anımsamasının bir anlık bilincinden uzaklaştırarak kendi ölü ve yönsüz mekânına çağırıp sürüklemektedir. Bu sürüklenişte bir dikkat yoktur, bilinç yoktur, hiçbir şey yoktur. Bir içgüdü bile yoktur. Herşey, bir aldanıştan ibarettir. Büyülenmiştir bu insan, hiçbir şeyine sahip değildir; ne bedenine, ne iradesine..."