O, hümanist ve aşık biriydi. Ve yine o, kendinde cisimleştirdiği savaşçı kişiliği, gladyatörlere özgü bedeni ve kartallara özgü ruhuyla birlikte bana bir şair kadar şefkatli ve nazik biri olarak görünüyordu. Evet, şairdi o. Eyleme geçmiş bir ozan. Tüm ömrü boyunca şarkısını söylemişti insanın. Bunu, insanı tam anlamıyla severek, onun için hayatını vererek ve çarmıha gerilerek yaptı.
"Ne adamlara denk geldim," diye devam etti sözlerine. "Savaş karşıtı tartışmalarda Barış Prensi'nin (İsa'nın) adını zikreden ama fabrikalarında grev yapan işçileri vursunlar diye Pinkertonların eline tüfek tutuşturan insanlar tanıdım. Parayla adam dövüştürmenin vahşeti karşısında öfkeden deliye dönen fakat yiyeceklere katkı maddesi koyarak bir yılda eli kanlı Herod'un öldüremediği kadar çocuğun canına mal olan insanlar tanıdım.
"Söyleyin bana, haklı olmakla kanunların herhangi bir alakası var mı?" diye sordum bu kez.
Gülümseyerek, "Yanlış sözcükler seçiyorsunuz," diye yanıtladı beni.
"Güçlü olmakla mı alakalı?" diye sordum, o da başıyla onayladı. "Ve yine de bu kanunlar aracılığıyla adalete ulaşabileceğimiz var sayılıyor, öyle mi?"
Bilim dünyasının ispatlanmış gerçekleri, metafizikçilerin öznel açıklamalarını yıkıp tahtından ettikçe, onlar da yeni öznel açıklamalar getirmeye kalkıştı, hatta bizzat bu en son ispatlanan gerçeklere dair açıklamalara bile giriştiler. Ve şundan hiç şüphem yok ki, sonsuza kadar bunu yapmaya devam edecekler. Değerli baylar, metafizikçi dediğiniz, bir üfürükçüden başka bir şey değildir. Her tarafı kürkle kaplı, balık yağı yiyip duran bir tanrı tasarlayan Eskimo ile sizin aranızdaki fark, sadece ispatlanmış gerçeklerle ilgili birkaç bin yıllık bir farktan ibarettir. Hepsi bu.