yokluk, eksiklik, ayrılık, bunlara dayanma gücü çocukluğundan geliyordu, birdenbire sani çok uzaklara bakıyormuş gibi yapmak çocukluğundan kalmış bir şeydi onda.
oyluklarına yapışık duran, parmakları kıvrılmış küçük eller, bütünüyle yıpranmamış dik bir gövde, fal taşı gibi açılmış gözler, önüne bakıyordu. önüne bakıyordu ama hiçbir şey görmüyordu! usluydu, çok usluydu, bir resim kadar uslu olduğundan annesi kesinlikle gelecekti!