Roman, bana göre Girit'in Osmanlılar tarafından "fethi", romanın "anlatıcısı"na göre ise Girit'in Osmanlı askerleri tarafından "işgali" ile başlıyor. "İşgal" sonrası Osmanlı askerleri beğendikleri genç kızları esir alıp Topkapı Sarayı'na götürüyor. Evmania adındaki esir kız; güzelliğinden dolayı özel olarak seçiliyor, hareme giriyor, haremde Rabia Gülnuş Sultan adını alıyor, Padişah IV. Mehmet'in dikkatini çekiyor ve padişaha sonradan Osmanlı İmparatorluğu'na padişah olacak iki erkek çocuk (II. Mustafa ve III. Ahmet) doğuruyor. Kitabın kapağında bulunan tablo, Topkapı Sarayı Müzesi Portreler Koleksiyonu’nda yer alan Rabia Gülnuş Sultan’a ait bir tablo. Dolayısıyla Rabia Gülnuş Sultan'ı romanın başkahramanı olarak düşünebiliriz. Ancak romanda Rabia Gülnuş Sultan’ın fizikî özellikleri hakkında verilen tek bilgi, kara gözlü olduğu. Ruhsal özellikleri de canlı şekilde betimlenmemiş. Padişah IV. Mehmet'in ise ne fizikî betimlemesi ne de ruhsal çözümlemesi yapılmış. Romanda padişah hakkında ava gitmeyi sevmesi, kadınlarla çok sık birlikte olması, Rabia Gülnuş Sultan’a düşkünlüğü dışında herhangi bir bilgi öğrenemiyoruz. Diğer kahramanların da fiziksel ve ruhsal özellikleri başarılı şekilde aktarılamamış. Buna karşın romanda en çok dikkat çeken husus, Edirne’yle ilgili betimlemeler. Kahramanlarını fiziksel veya ruhsal açıdan pek de betimlemeyen yazar, Edirne’den sık sık bahsetmiş ve Edirne'yi sıkça betimlemiş. Yazar, Edirne betimlemelerinde kısmen başarılı olmakla beraber Kırklareli ve Tayakadın köyüyle ilgili bir kafa karışıklığı yaşamış. Kırklareli, romanın 162. sayfasında “Kırkkilise” olarak geçmekte ve Kırkkilise sözü dipnotla şu şekilde açıklanmakta: “1924 yılından sonra Kırklareli.” Oysa romanın ilerleyen sayfalarında (s. 227) aynı mekân bu sefer de Kırklareli olarak
"Tarih, iki türlü düşman kaydeder: önden vuranlar, arkadan vuranlar. Fakat Harb-i Umumî'de üçüncü bir nevi düşman daha görüldü: yandan vuran. Türk ordusunu yan yana yürüyenler vurdular. Yaralarımızdaki kurşunlardan bir kısmı bizim paralarımızla alındı."
"Memlekete ziyafetlerde acıyan bir nevi gençler... Adnan'ın salonu sahne... Bu aktörler; bu sahnede edebiyat oynuyorlar, ilim ve fen oynuyorlar, politika oynuyorlar. ... Adnan, bu gençlerin önünde memlekete acıdıkça serveti namuslu oluyor."