İnsan bir hayvanın can çekiştiğini gördüğünde ürperir ve kendisi, kendi öz varlığı gözlerinin önünde yok oluyormuş gibi hisseder. Peki ama ya o can çekişen bir hayvan değil de insansa, üstelik de sevdiği üstüne titrediği biriyse, işte o zaman yaşamının sona ermesinden ötürü duyulan ürpertiye üstelik, bir de ruhu yaralanır, parçalanır. Bu yara, bedendeki bir yara gibi, bazen onu öldürür, bazen de iyileşir. Ama gene de acır ve dokununca acıtacak şeylerden kaçınır.
“Metin And, seyirci konusunda İzmir’de geçen bir olaydan söz eder: 1909 yılının Şubat ayında İttihat ve Terakki Fırkası’nın İzmir’de Sporting Kulüp’te düzenlediği gösteriye kadınların da erkeklerle birlikte gelmeleri istenmiş, fırka da bunu kabul etmiş. Ancak bu haber üzerine, yobazlar ayaklanmış ve tiyatroyu ellerinde bıçaklarla kuşatmışlar, tiyatroya gelecek kadınları bıçaklayacaklarını söylemişler. Böylece, kadınlar o gösteriye gidememişler.”
“O zamanın tiyatro seyircisi sıradan yuttaş değil, daha çok eğitimli kişiler ve aydınlardır. Müslüman kadın değil sahneye çıkmak, oynanan oyunları seyretme hakkına bile tam anlamıyla sahip değildi. Gerçi Meşrutiyet ile yobaz düşüncelere karşı açılmış çetin bir savaş vardı; ancak bu İstanbul ve birkaç büyük kentle sınırlı kalmış, batıl itikattan ve yanlış bilgilerden kaynaklanan alışkanlıklardan kurtulamayan yığınlar tamamen bertaraf edilememiştir.”