Eyüpcan Işık

bir ıldızı dişlemek
konumunu unutmadan evvel bir çölün ortasında yakılmış bir kütüphanenin gündüz rüyasına girmek istiyorum bir astronomi kitabı alıp elime gözlemlenmiş ilk yıldızı uçlarından dişlemek istiyorum onunla misvak gibi dişlerimi parlatmak istiyorum ve sonra gözünün inci beyaz nazarı ile fotoğraf çekebilen çöl kavruğu bir fotoğrafçı bulup aydınlık bir gülüşle fotoğraf çekinmek istiyorum zira ben dostlarım zira ben ruh sağlığı unutkan bir adamım gülüşümün aydınlık olduğu bir anı hatırlamak istiyorum.
fakat seni tanımanın ironisi budur, bir güneş saatinden zamanı gölgesiyle öğrenmek gibi.
Hüzünlü kaldığı müddetçe kendisiyle ilgilenecek, iyi hissettirecek kişilerin yanında belireceğini bilen, böylece iyi hissetmek için sonsuza dek hüznünün içinde kalmaya devam eden kişinin paradoksu.
Gözlerini açıp kapatışı, zamanını bir tek kendisine ait sükut yuvası bilinçsizliği ve Allah'ın bildiği bir devir ile kanatlarını açıp kapatan bir kelebeği andırıyordu. Sakin ama yaşam dolu.
Işık olmakla övünüyordun. Başkalarının görmesini sağlamakla gurur duyuyordun, narsistik yanını besliyordu. Ama hiç, ışığın da kör olabileceği aklına geldi mi? Bir körün nereye dokunduğu bilmeden her yere dokuna dokuna ilerlemesi gibi, sen de neyi aydınlattığını bilmeyen, umursamayan bir ışık gibiydin. Ellerin bir alevin kör, turunç yalımları gibi duvarları dolaşıyor senin de. Bir mutfak önlüğüne de dokunuyor olabilirdin, çölde ufalanmayı sabırla bekleyen bir kayaya da. Işık da kördür, Semu. Aydınlattığın yeri yakıyor olabilirsin, ışığa ihtiyacı olmayanı rahatsız ediyor da olabilirsin, hatta başkasını o ışıkla gölgede bırakıyor da olabilirsin. Diyorum ya sana, Semu. Işık da kördür.