limon kabuğundan bir tren geçiyor,
sarı serin, çınlayarak
bankomatların önünde
yünden bir güneş kumaşı gibi
yatan köpekler
ve elbette bunları okuyanlar biliyor ya
açık konuşmamanın bir yara
değil, bir irin olduğunu
akıl derisinin altında toplanan
ama yine de tiyatro oynanmaya
devam edilir,
dostane sözcükler değnek işlevi görür
uzak tutmak için kör sevi'yi
yine de devam eder ama oynanmaya
seyirci kalmasa bile koltukları
nar kabuklarından yapılmış salonda
ve yine de bilinir leşliği
uçlanmış bir sivilce kadar bile
cazibesi kalmamış bir sohbetin
Kimseyi öldürmedim, daha iyisini iyi yaptım: Mümkün Olan'ı öldürdüm. Ve şimdi, en çok ihtiyacım olan şey, tıpkı Macbeth gibi, dua etmek... Ama yine onun gibi Amin de diyemem.
“Üstesinden gelemediği çelişkilerle başbaşa kalan insan, moral bakımından derinden derine sarsılır ama bunu kimseye söyleyemez, çünkü ona kimse yardım edemez. Bu korkunç bir yer kayması gibidir, tehlikeyi görürsünüz ama bir şey yapamazsınız.”
"Babamı hatırlayamıyorum. Bu çok ağırıma gidiyor. Oysa daha geçen hafta hayalimde canlandırabildiğim için öylesine mutlu olmuştum ki tüm gün müşteri memnuniyeti adına gülen yapmacık yüzüm uçup gitmişti. Babam, nasıl desem... Sanki.. Sanki buğulu bir cama yansıyan yüzler gibi aklımın içinde: Mat ve soğuk. Hala yaşıyor mu bilmiyorum ama şu an aynı yıldıza bakıyor olma ihtimali bile beni şu yattığım hasta yatağından kaldırmaya yeter."