Âşık olmak için sevgilinin bizi bir şekilde aştığına inanmamız gerekiyorsa, o zaman o aşka karşılık vermeleri durumunda zorlu bir ikilem ortaya çıkmış olmuyor mu? Şöyle bir soru sormak durumunda kalıyoruz; eğer o kadar harika bir insansa, nasıl oluyor da benim gibi birine âşık olabiliyor?
Her âşık oluş umudun kendini bilmişliğe karşı zaferidir. Kendimizde gördüklerimizi, onda görmemeyi umarak âşık oluruz- yani korkaklıklarımızı, zayıflıklarımızı, tembelliğimizi,sahtekârlıklarımızı, verdiğimiz ödünleri ve aşırı aptallıklarımızı. Sanırız ki seçtiğimiz kişinin çevresine aşk kondonunu sarınca içindeki tüm hatalardan arınacak ve tabii sevilesi olacak.
Bazı olayları yazgının bir parçası olarak algılama eğiliminin ardında ne yatıyor ? Belki de tam zıddı, yani bilinmezliğin uyandırdığı kaygı; yaşamımızda anlama dair en ufak kırıntıyı yalnızca kendimizin yarattığını hissetmenin korkusu; yazılı bir kağıdın olmaması (ve dolayısıyla üzerine yazılmış bir yazgının da); yaşadığımız ve yaşamadığımız olayların (uçakta kiminle tanıştığımız ya da tanışmadığımız gibi) onlara yüklediğimiz anlam dışında bir anlam ifade etmemesi - kısacası, öykümüzü anlatacak, dolayısıyla aşklarımızı teminat altına alacak bir Tanrı’nın olmayabileceğine dair bir endişe.