"Sen şu yürek denilen şeyi kaybetme endişesi içerisindesindir belki. Ben de korktum. Bunda utanacak bir şey yok." Albay burada sözlerini keserek, bir süre doğru sözcükleri arıyormuş gibi, bakışlarını havada gezdirdi. "Fakat yüreğini fırlatıp atabildiğin anda, huzur da gelir seni bulur. Senin şimdiye kadar hiç tatmadığın kadar derin bir huzur. Bunu sakın unutma."
Kimsenin anlama ihtiyacı yok, hiç kimse bir yere ulaşmayı da düşünmüyor. Biz burada hepimiz kendimize ait çukurlarımızı kazıyoruz. Anlamsız hareketler, ilerlemesi olmayan çabalar, hiçbir yere ulaşamayan yürüyüşler...
Herhalde dünya, sayısız ağaç, sayısız kuş ve sayısız yağmur damlalarıyla doludur. Öyle olduğu halde ben yalnızca bir kâfur ağacını ve bir yağmuru bile tam olarak anlayamadan ölüp gideceğim belki de. Öyle düşününce kendimi çok yalnız hissettim, oturdum ağladım.