kızarmış gözlerle yatağa giriyor ve rüyalarında orman gezisi yaparken photoshop araç çubuğunun görüş alanlarında dalgalandığını görüyorlardı, çubuk onları klonlama damgasıla çam ağaçlarını çoğaltmaya ya da nehri uzatmaya davet ediyordu. fincandaki kahve dökülecek olsa akıllarının bir köşesi onları ctrl+z tuşlarına basmaya itiyordu.
sadece olumsuz duygular söz konusu değildi. paylaştıkları bir post tuttuğunda hissettikleri o ürperti neydi? peki ya onları her dakikada, her yirmi saniyede bir işlerine ara verip yükselen borsa endeksini ya da bir maçın skorunu takip eder gibi biriken like'ları takip etmek için sayfayı yenilemeye sevk eden o sabırsız heyecan neydi? her gün hissettikleri ama net bir adı olmayan bir şeydi. skor değildi, bir şey kazanılmıyordu. ancak çok dolaylı bir ekonomik uzantısı vardı. ellili yaşlarındaki sosyologlar narsisizmden söz ediyorlardı ama aslında sadece kendilerinden söz ediyorlardı. nörobilim sözcüleri uyuşturucu ve şeker bağımlılığına, depresyona ilişkin bir terminoloji kullanıyorlardı. anna'yla tom bunların teknofobik indirgemeler olduğunu düşünüyorlardı. durumun öyle olmadığını hissediyorlardı. ama hiç öyle olmadığı da söylenemezdi.