Ebru Avar

Ebru Avar
@avarebru
~ Everyone dies but not everyone lives.. ~
Hepimiz kendimize itiraf etmek istediğimizden çok daha büyük ölçüde—ve bilinçdışı olarak— başkalarının etkisi altında kalırız: Çağımızın havası ciğerlerimizin, hatta kalbimizin en derin katlarına kadar girer, yargılarımız ve görüşlerimiz, onlarla birlikte var olan bir sürü başka görüş biçimi ile sürtüşürler, onların etkisiyle, fark edilemeyecek şekilde aşınırlar ya da körelirler; kamuoyunun telkinleri, tıpkı radyo-elektrik dalgaları gibi, görülmeksizin, atmosferi tabii tepkisi kişiliğini gerçekleştirmek değil, kendi görüşünü, içerisinde yaşamış olduğu çağın görüşüne uydurmak, büyük çoğunluğun duygusu önünde eğilmek, onunla uzlaşmak, ona teslim olmaktır. Eğer insanların ezici bir çoğunluğu bu derece hareketsiz bir uyumluluk göstermeseydi, milyonlarca insan içgüdüsüyle ya da tembellik yüzünden kendi fikirlerinden, kişisel görüşlerinden vazgeçmeseydi, şu dev makine çoktan durmuş olurdu. Demek ki, kendi iradesini, milyonlarca atmosferin manevi baskısına karşı koyabilmek için, insanın özel bir güce, baş-kaldırabilecek bir cesarete sahip olması gerekir ve ne kadar az insanda vardır bu! Hatta üstün bir enerjiye de sahip olmak gerekir.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Tanrı, kadınlardan razı olsun, bu dünyadaki her güzel şey onlardan geliyor!
casanova
-Bana en çok acı veren şey, genellikle, yaşlılığın yaklaşmakta olduğunu gösteren zayıflık belirtilerinin ortaya çıkmaya başladığını kendi kendime itiraf etmek zorunda kalmam oldu. Genç ve güzel olduğunu bilmenin insana vermiş olduğu o mutlu güvenlik duygusunu artık kaybetmiştim-
Kaçınılmaz bir kaderle, kendimizi sonsuza dek sürdürmeye ve şimdiki anın, şimdiki saatin sınırlarını aşmaya çalıştığımız zaman, her seferinde, o anın, o saatin, şimdiki canlılığından bir şeyler koparmış oluyoruz; zamanı aşan bir şeylere ulaşabilmek için, iç dünyamızdaki yoğun güçlerden bir kenara ayırdığımız her şey, ard-düşüncesiz bir hayatın verdiği zevkten bir şeyler eksiltiyor. Önyargılarımız ve pişmanlıklarımız var; kendi kendimizi hapseden varlıklar olarak attığımız her adımda, vicdanımızın zincirlerine bağlanmış gülleleri şakırdata şakırdata ardımızda sürükleyip duruyoruz, bunun sonucu olarak da çok ağır adımlarla yürüyoruz....
Casanova..
(...) kader kendisine meydan okuyan cüretli kişileri sever, çünkü oyun onun tabii ortamıdır. Küstahlara çalışkanlardan, atak kişilere sabırlılardan daha çok şey verir; aynı şekilde, bu ölçüsüz adama da, genellikle bütün bir nesle verdiğinden çok daha fazla şey bağışlamıştır; onu yakalar ve dört bir yana sürükler, bütün ülkeleri dolaştırır, çarçabuk yükseklere çıkarır ve atılımlarının en güzelini yapmaya hazırlandığı bir sırada da ayağına çelme takar. Kadınlarla ödüllendirir ve oyun masasında onunla alay eder; tutkularını harekete geçirir ve tam gerçekleşecekleri anda ona oyun oynar. Ama hiçbir zaman onu bırakmaz ve can sıkıntısına kapılmasına fırsat vermez; yorulmak nedir bilmeyen bu adam için, bu kusursuz ve uysal oyun arkadaşı için, bıkıp usanmadan yeni yeni heyecanlar ve tehlikeler bulup icat eder. Böylece bu hayat geniş, renkli, zengin, çeşitli değişikliklerle dolu, olağanüstü ve alaca bulaca bir hale gelir. Eşine ancak birkaç yüzyılda bir rastlanabilecek bir hayat! Ve yalnızca bu hayatı anlatmakla, hiçbir zaman bir şey olmak istemeyen ve olmayan bu adam, hayatın eşi benzeri görülmemiş bir şairi olmuştur ve bu aslında kendi isteğiyle değil de, hayatın isteğiyle gerçekleşmiştir.