Satmar cemaatinin bir üyesiyken seküler dünyadan kimseyi tanımadığım için oradan ayrılanilmenin hiçbir yolu olmadığına ve küçükken sınırlı da olsa dışarıdakilerle girdiğim etkileşim nedeniyle kimsenin bana yardım eli uzatmayacağına kendi kendimi ikna etmiştim. İnsanlar, başkalarının dış görünümünden ziyade görüntünün altındaki kişiyi görebilseler, çok daha anlayışlı olacaklardır. Hasidikler, toplum önündeki imajlarını değer verdiğinden yabancılar Hasidikleri gözardı etmezse belki de cemaat değişme gitmeye daha sıcak bakabilir.
Duygu sömürüsüyle birinin zaafından elde ettiğin şeye hırsızlık ganimeti denir. Ha telefon açıp yaşlı insanların altınlarını almışsın kandırarak, ha seni seven birinin sevgisini, malını, zamanını, emeğini çalmışsın.
Erkekler, gündelik hayatlarına devam ederken hissettikleri öfkenin kökeninin çocukluklarına dayandığının farkında değildiler; onlar o an bir kadının sevgisine duydukları ihtiyaçtan kaynaklanan hüsranı hissediyorlardı sadece. Onları gerçekten çileden çıkaran şey istediklerini elde edememeleriydi çünkü varlıklarının derinlerinde bir yerde kadınlara karşı bir güvensizlik yatıyordu. Öyle inanıyorum ki, aslında bu tatmin edilmemiş sevilme arzusu, onların kadınları öldürme, lekeleme, cezalandırma ve onlara zarar verme gibi bilinçsiz isteklerinin merkezinde yer alıyor. Bunun simgesel olarak sergilendiğini çevremizde görüyoruz. Ben bunu sahici bir bağlılığın eksikliğine yönelik, öfkeli bir İsyan olarak görüyorum.
Kapitalizm bizi o kadar aptala çevirmiş, bizim için varolan nesnelere o kadar tek taraflı bakmamızı sağlamıştır ki onları ancak bir faydaları varsa aidiyetimiz altına alabilirmişiz gibi....