Freud'un üstbene hangi yolla ne kadar iş yüklediğini görebiliriz: Bir sansürcü ve yargıçtır, hükmeden ve engelleyen bir babadır, aynı zamanda çocuğun olması ve dolayısıyla olmak istemesi gereken kişinin şablonunu da beraberinde taşır. Yasak koyar ama aynı zamanda belli ideal ve değerleri de destekler. Bu ise Freud'un kabullenmeye çalıştığı şeyin zorluğunu ortaya koyar: içsel otorite ya da bireysel ahlak dediğimiz şeyi nasıl tanımladığımıza dair kültürel konuşmayı sürdürmenin zorluğunu. Ama bu çoklu işlevlerin her birinde ben önemsiz görünür; salt bir köle, oyuncak, vantrilok kuklası, üstbenin buyruklarının nesnesidir. Id yani bireyi yönlendiren biyolojik dürtüler de mümkün olduğunca üstbenin sansürünün ve yargılanmasının nesnesi ve mağdur olarak varsayılır. Bu sistem içinde yasaklar akılalmaz bir ölçektedir. Yine de bu senaryoda tüm bu cezai yasaklamalar paradoksal bir şekilde bizim temel yasaklanmamış hazlarımızdan biri haline gelir. Bu yasaklayıcı yasakları bulmamız yasaktır.