Hayat bir başkasının karman çorman ettiği bir yumaktır. Yerde yuvarlanırsanız, sonuna kadar açarsanız ya da özenle sararsanız bir anlam kazanır. Ama kendi halindeyken, özgün düğümleri olmayan bir mesele, merkezi olmayan bir karmaşadır.
O zaman, en derin yerimde sorarım kendime, herkesten uzaklaşıp kendimi yetiştirmek için uğruna harcadığım emeklere gerçekten değer miydi, Çarmıha Gerilmiş Zaferime ulaşmak için benliğimi ağır bir cehennem azabına dönüştürmeye gerçekten değer miydi. Aslında biliyorum değdiğini, ama gene de böyle anlarda değmediğini, hiçbir zaman da değmeyeceğini fısıldayan bir duygu üzerime çöküyor, içimi daraltıyor.
Bir dahiydim ben, düşlerimdekinden daha çok, hayatımdakinden daha az. Varoluşumdaki trajedi budur işte. Yarışı önde götüren, fakat hedefe varmasına bir adım kala yere yığılan bir koşucuydum ben.