osman

osman
@avosmandolas
İnsana tuhaf gelse bile, bir kanun veya içtihadın nerede ve nasıl aranacağını hiç bilmeyenler, sanıldığından çok fazladır. Neden diye sorarsanız bunun tek sebebi, hâkim veya avukatın, kendi zekâsına haddinden fazla güvenmesidir. Gerçi zekâ, önemli bir değerdir. Bunu kimse inkâr edemez. Fakat hukukta öyle olaylar vardır ki, bunları zekâ sayesinde çözümlemek imkânsızdır. Olumlu bilgiye malik değilseniz yarı yolda kalmaya mahkûmsunuz.
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Buna engel olmak için tek çare, hâkimin, tarafların niteleme tarzına ve izah biçimine bakmaksızın, olayı kendi mantığı ile bağımsız olarak tahlil etmesi ve bir esasa bağlamasıdır. Her hukukçu, ister hâkim ister avukat olsun, ileri sürülen iddialar ile vakıa arasında hukuken bağlantı kurarak, davanın dayandığı hukukî ilişkiyi kendi kendine bulmaya çalışmalıdır. Böyle yapmazsa, tarafların görüş tarzlarının etkisi altında kalarak, haklıya haksızlık etmiş, haksızı da haklı çıkarmış olur.
Bu bakımdan acele hareket, daima zararlı sonuçlar verir. Mesleğe yeni başlayan, sonucu buldum sanarak, cevaba kendini hazır sayar. Fakat olayı gelişigüzel inceleyip, hemen baştan savma karara varan hukukçu, yüzde doksan oranında yanılır. Bunun başlıca nedeni, olayı etraflı olarak incelemeden, duygularına göre davranmış olmasıdır. Talep haklıdır veya haksızdır demek kolaydır. Fakat böyle bir hükmün doğru olduğunu ispat etmek, yani isabetli gerekçesini bulmak güçtür. îşte bu güçlüğü yenmek gerekir.
Toplumun durup düşünecek zamanı yoktur. O hep hareket halindedir. Bu tempoya ve strese dayanamayıp saf dışı kalan bazı bireyler olduğunda, ya da bu tempoyu belirleyen idoller öldüğünde, başkaları hemen onların yerini alır. Toplumun temposuna ayak uyduramamak, onun akışını ve sürekli değişen standartlarını yakalayamamak, psikiyatrist için de bizim için de psikolojik sorunların belirtisi sayılır. Bu bağlamda, psikiyatriste giden kişi, yeniden yarış pistine çıkmadan önce yağlama servisinde teknik bakım gören bir yarış arabasına benzer. Yarışın kendisi asla sorgulanmaz.
Biz, özgür olmaktan korkuyoruz aslında. Yerleşik düzenin dikte ettiği, herkesin de karşılıklı olarak kabullendiği tutum ve davranış sınırlarının içinde kalmak istiyoruz. Bizi nihai bağımsızlığa götürecek adımı atmaya cesaret edemiyor, kendi içimizdeki sese kulak vermekten çekiniyoruz. Çünkü öyle yaptığımız zaman, bize genellikle deli deniyor. Bize deli denmesini istemiyoruz. Bize deli denmesinin ve deli muamelesi yapılmasının sonuçlarına katlanacak gücümüz yok.