• Sanık, cinayet suçuyla yargılanmaktadır. Suçluluğunu gösteren ciddi kanıtlar bulunmasına karşın ortada ceset yoktur. Savunma avukatı, kapanış konuşmasında bir numara çekmeye karar verir.

    "Baylar, bayanlar" der, "sizlere bir sürprizim var: Bir dakika içinde, öldüğü düşünülen şahıs mahkeme salonuna gelecek."

    Sözlerini bitirir bitirmez salonun kapısına bakar. Şaşakalan jüri üyeleri de bakışlarını heyecanla kapıya çevirirler. Bir dakika geçer, hiçbir şey olmaz. Avukat sonunda, "Aslında," der, "öldüğü sanılan şahsın geleceğini ben uydurdum. Ama sonuçta hepiniz beklenti içinde kapıya baktınız. Bu da, bu davada birinin bir cinayete kurban gittiği konusunda akla yatkın ölçüde kuşku taşıdığınızı gösterir. Bu durumda 'suçsuz' kararı vermenizi talep ediyorum."

    Jüri karar için çekilir ve birkaç dakika sonra geri döner. Sözcü ayağa kalkar ve kararı okur:
    "Suçlu."

    Avukat ayağa fırlar ve bağırır: "Ama nasıl olur? Kesinlikle kuşkunuz vardı... Hepinizin kapıya baktığını gördüm."

    Jüri sözcüsü sakindir. "Evet, hepimiz baktık," der. "Ama müvekkiliniz bakmadı."
  • Kitap bitti. Ama ben etkisinden çıkabildim mi? Hayır! Kitaptan çıkarılacak o kadar çok ders var ki... Umarım bu kitabı herkes okur.
    Irkçılığa,haksızlığa,eşitsizliğe karşı gelen ve çocuklarına(Jem ve Scout) da bunu aşılayan bir avukat Atticus. Sınıf ve ırk çatışmalarıyla beslenen Maycomb kasabasında , bir zencinin haksız yere suçlanması sonucu avukatlığını yapma görevi Atticus'a verilir. Ve bununla birlikte gelişen yürek burkan hikaye Scout'un gözünden anlatılmaktadır.
    Ah Atticus! Sen beceremediğini düşünsen de çocuklarına o kadar güzel doğru yolu gösteriyorsun ki... Dünyaya senin gibi güzel yürekli insanlar lazım Atticus.

    "İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma,bülbülü öldürmek günahtır."

    "İnsanların çoğu iyidir,Scout, yeter ki sen onları bir gün gör."
  • Geleneksel eserlere en yakın olan eseri...

    1913 yılında tamamlanmış olan Dışa Yolculuk Virginia Woolf'un ilk eseridir. Kendisiyle özdeşleşen bilinç akışını kullanmadığı bu eseri, ilerde kaleme alacağı eserlerinin ve yaşayacağı hayatın adeta temeli niteliğindedir. Hayatını ve eserlerini incelediğimizde onların birçok işaretini bu eserinde rahatlıkla görebiliriz. Zaten eserdeki baş karakter olan Rachel Virance'ye kendi hayatını giydirmeye çalışmıştır. Rachel, onun gibi annesini kaybetmiş, okula gitmemiş, kapalı bir çevrede büyümüş yine benzer bir aşk serüvenini yaşamıştır...
    Eserleri arasında yer alan Mrs Dalloway'da bu yolculukta yer alıyor yine eserde sık sık dile getirdiği dalgalar, ilerde Dalgalar olarak ele aldığı eserini oluşturacaktır...

    Eserin konusu İngiltere'den Güney Amerika'ya gemi ile yolculuğa çıkan bir grup meslek erbabıdır (siyasetçi, avukat, yazar vb...). Olaylar, gemide, otelde ve adada geçer. Baş karakter, Rachel Virance, babasına ait olan bu gemide amcası ve yengesi eşliğinde yolculuk etmektedir. Zahiren dışa yolculuk aynı zamanda etrafını saran çemberi delerek dışa açılmasıdır...

    Her insanın hayatında keskin virajlar vardır, arkada bıraktığınız manzarayı tamamen veya kısmen kapatan ve yepyeni bir alan açan virajlar. Doğrularımızın sorgulandığı, değiştiği virajlar yani kabuğumuzdan çıkıp dışa açılmamızı sağlayan virajlar. İşte Dışa Yolculuk budur.

    Peki Dışa Yolculuk'ta neler bizi bekliyor;
    aşkı, sevgiyi, mutluluğu görüp sorgulayacağız
    evliliği anlamaya çalışacağız ve ölümü...
    Umursamaz insanların yapmacık adetlerini...
    Hayatın gerçekleri yoksa sanatın süsü mü? tercihini yapacağız.
    Hristiyanlık dini üzerinden genel olarak dini inançları ve inananları sorgulayacağız, farkına varmadan inanmak ve inandırmaya çalışmak gibi...
    Tabii ki bunu din ile sınırlı bırakmayabilirsiniz var olan tüm ideolojilere bunu yayabilirsiniz, bilinçsizce peşine takıldığınız her şeye...!

    Virginia'yı okumayı düşünüyorsanız başlangıç için iyi bir eser...
  • ''Ben Nojoud, 10 yaşında bir dulum.'' Kitabın başlığı bile insanı bir durup düşünmeye itecek kadar çarpıcı aslında. Yalın dili ve çarpıcı örgüsüyle kitabı okurken Nojoud kadar güçlü olabilir miyim diye düşündüm. Bütün bu olaylar 2008de olsa da insan sorgulamadan edemiyor gerçekten bu kadar da olur mu diye. 10 sene geçmesine rağmen üzerinden bütün bu olanların, ülkedeki şartların, bakış açısının kökten değişmesini umuyorum boş bir hayale inanır gibi. Delphine Minoui'nin yüreğine ise hayran kaldım Nojoud'a bu kitabı yazıp telif hakkıyla okumasına yardımcı olduğu için . Nojoud diğer kız ÇOCUKLARINI hayatları kendi gibi olmasın diye avukat olabildi mi bilinmez ama sırf ona bu hayalinde yardımcı olmak için bile okunacak bir kitap.
  • Son zamanlarda sıklıkla rastladığım bir kitaptı Bülbülü Öldürmek. Kitap için yapılan yorumlarda merak etmeme sebep oldu. Avukat baba Atticus, ağabey Jem ile yaşayan Scout. Kitap Scout’un gözünden anlatılıyor. Yaşı küçük ama kendi büyük bir karakter Scout. Açıkçası onu çok sevdim. Babası siyahi bir adamı savunmak durumunda kalıyor ve Scout ile Jem bu durum karşısında okulda bazı hakaretlere maruz kalıyorlar. Scout’un tepkileri kimi zaman zekasına tekrar hayran bıraktı, duygulandırdı kimi zamanda küçük yumruğu ile gülümsetti :)

    Kitapta Atticus karakteri ve çocuklara davranışı da beni çok etkiledi. İyi bir baba. Onlarla kurduğu iletişim çok güzeldi. Ben kitabı sevdim. Sizlerede keyifli okumalar dilerim.
  • Kitap keyifli bir o kadar da akıcı. Gerilim ağırlıklı bir roman olmuş. Avukat eşi olan Irene, eşini tanınmayan bir piyanistle aldatır. Bir zaman sonra ortaya bir kadın çıkar Irene'ye kocasını aldattığını bildiğini söyler, şantajla ondan para koparmaya başlar. Korkunun insana yaptırdıkları ve insan psikolojisini, davranışlarını, kişi kendini bilmeden başkalarınca nasıl fark edildiği üzerinde durulmuştur.
    Beni etkileyen kısımı olduğu gibi aktarıyorum:
    "Onun için üzülüp üzülmediğimi soruyorsun, değil mi? Cezası biraz ağır gibi görünse de o şimdi kendini iyi hissediyor. Dün o atı şömineye attığında mutsuzdu. Evdeki herkes kaybolan oyuncağı ararken o, yaptığı şey ortaya çıkacak diye gün boyu korku yaşadı. Işte o korku Onun için ceza dan beterdi çünkü ceza dediğimiz şey de bir kesinlik vardır; ağır olsun ya da olmasın, her ceza korkunç bir belirsizlikten ve Zalim bir bekleyişten daha iyidir. Bu yüzden o, cezasını öğrendiği zaman kendini iyi hissetti. Döktüğü gözyaşları insanı yanıltmasın; evet, ağlayıp durdu
    , fakat önceden gözyaşlarını içine atıyordu, içeri akan gözyaşları dışarı arkandan daha çok acı verir. Kuşkusuz o şu anda, dün olduğundan çok daha mutlu."
    " İnsanlar en çok, sır saklamaktan ötürü, suçlarının açığa çıkacağı endişesiyle acı çekerler. Maruz kaldıkları binlerce küçük saldırının acımasız baskısına yalan söyleyerek karşı koyarlar.
    "Utanç... utanç diyorsun öyle mi? Utanç da bir tür korkudur fakat daha iyi bir korku... Cezadan ötürü değil de... " Belki insan en çok, kendine yakın kimselerin önünde utanır. "

    Ceza ve korku daha güzel nasıl anlatılabilirdi ki...
  • Vaktinden çok önce gelmişim terminale.Neydi şu firmanın adı? Hatırlıyorum, Yediveren Turizm. Peron 66, otobüs de vaktinden çok önce gelmiş duruyor. En güzeli gidip oturmak diyorum. Otobüsün ön kapısı açık. Muavin, ön kapının olduğu merdivene oturmuş kitap okuyor.Merak ediyorum kitabı ; Aziz Nesin, Şimdiki Çocuklar Bir Harika.Kapının önünde pala bıyıklı, göbekli bir adam sigara içiyor.Şoför galiba bu diye düşünüyorum. Şoförümüz narsist olmalı.
    Kolundaki bilekliğe kocaman "Hayri" yazdırmış. Demek ki kaptanımızın adı Hayri'ymiş diyorum. Muavinin yanından geçip 15 numaralı koltuğuma oturuyorum. Kimse yok otobüste. En güzeli uyumak, uyuyorum.

    Otobüsün hareket etmesiyle uyanıyorum.Koltukların hepsini yolcularla dolmuş görüyorum. Garip bir şekilde herkesin elinde kitap var. Ne güzel! Herkes kitap okuyor. Sadece önümde oturan iki kişi ve arkamızdaki bir kişi okumuyor. Yanımdaki adam da elindeki telefona bir şeyler yazıyor. Yüzünü kaldırıyor. Tanıyorum ben bu adamı bir yerden ama nereden?
    "Sizi bir yerden tanıyacağım ama, adınız ne?
    "Olabilir, Erhan" diyor. Tabi ya! Bu tanıdık yüz 1000K'dan Erhan Bey.
    "Erhan Bey, ben 1000K'dan Mustafa" diyorum ama tanımıyor beni. Ne yapsam tanımıyor. Beni, son kozumu oynamaya mecbur bırakıyor.
    "Otobüs Kazım" diyorum. Suratı ekşiyor Erhan Bey'in. Kafasını cam tarafına çeviriyor.
    "Tanıdım, tanıdım. " diyor istemsizce. O kadar! Başka tepki vermiyor. Demek ki beğenmemiş diyorum Kazım'ı. Her zamanki gibi neyse diyorum. Söylenecek bir şey bulamayınca "neyse" hayat kurtarıyor.

    Ön sırada oturan kitap okumayan gençlerden birisi ayağa kalkıyor.
    "Size bir şey sorabilir miyim" diyor.Tüm otobüs gence yoğunlaşıyor. Genç hakimiyeti sağlayınca soruyu soruyor.
    "Hikâye mi, roman mı? "
    Hayda! Burada da mı anket? Otobüstekilerin bir kısmı hikâye diyor, bir kısmı roman. Erhan Bey'e soruyorum.
    "Hikâye" diyor. Genç aldığı cevapların verdiği hazla yerine oturuyor. Aldığı bu cevaplar nerede işine yarayacak acaba diye düşünüyorum. O sırada susadığımı hissediyorum ama kitap okuyan muavin ortalarda yok. Ayağa kalkıp ortadaki kapının olduğu yere yöneliyorum. Muavinimiz orada. Bir elinde Aziz Nesin kitabı, diğer elinde kırmızı tuborg. Suyumu alıp yerime geçiyorum.

    Erhan Bey telefona bir şeyler yazıyor. Muhtemelen yine şiir yazıyor çaktırmadan. Bey'i bırakıyorum abi diyorum artık.
    "Abi toplu taşıma araçlarında alkol almak suç değil mi? "
    " Bilmem, Semih'e soralım, avukat ya, o bilir." diyor.Semih'le konuştuktan sonra,
    "TCK'nın 666. maddesine göre suçmuş" diyor.Google'a bakıyorum, TCK'da öyle bir madde yok.
    "Erhan abi TCK'da 666 diye bir madde yok."
    "Bilmem, Semih'e ne zaman bir şey sorsam hep TCK'nın 666.maddesi diyor."

    Belli bir süre sonra kafamda şimsekler çakıyor.
    " Erhan abi, muavin hem Aziz Nesin okuyor hem de kırmızı tuborg içiyor.Bu bana birini çağrıştırdı" diyorum. Gülüyor.
    "Evet, muavinimiz Tuco. İşsizdi ya iş bulmuş kendine" diyor.
    Garipsiyorum, bugün her şey ne kadar da garip.

    Muavin Tuco, servis masasını şangırdata
    şangırdata yanımıza geliyor. Anlaşılan alkol kana karışmış diye düşünüyorum.
    " Ne içersiniz " diye soruyor.
    "Meyve suyu" diyorum.
    "Votkalı mı " diye soruyor bu kez. Şaka yaptığını sanıp, "evet " diyorum. Tuco'nun ciddi olduğunu meyve suyunu içince anlıyorum. TCK'nın 666.maddesi gereği artık ben de suça ortak oluyorum.Çaktırmıyorum.


    Erhan abi bana hikâye okumak istiyor.Bir tane hikâye diyor ama ardarda dört tane hikâye okuyor. Hikâyeleri bitince, "ben de bir tane okuyabilir miyim? " diyorum.
    "Adı ne? " diyor. " Otobüs Kazım " diyorum. Susuyor. Ben bu susuşları çok önceden tanıyorum. Sonra kafasını cam kenarına çeviriyor. Galiba Erhan abi için kaçmanın en güzel yolu, cam kenarına başını çevirmek oluyor.Pes etmiyorum, konuşmak istiyorum yeni bir konu açarak.
    "Erhan abi ne tür müzikler dinlersin" diyorum.
    " Türkü severim, sen diyor? "
    " Ben Mabel Matiz seviyorum. Son şarkısı "Sarmaşık" çok güzel değil mi? " diyorum. "Değil " deyip başını yine cama çeviriyor.Nasıl bir konu açtıysam hemen kapanıyor. "Ne garip adamsın" diyorum. Allahtan duymuyor. O sırada arkamızda oturan ve kitap okumayan arkadaş ayağa kalkıp yüksek sesle,
    "Bazı insanlar, bazen insanlar " diyor.Otobüstekilerin çoğu bu sözü beğenip alkışlıyor. "Bu sözün nesini beğenip alkışlıyorlar abi" diyorum.
    "Bilmem, Semih'e soralım, avukat ya, o bilir" diyor. Artık anlıyorum ki Erhan abi benimle iyiden iyiye dalga geçiyor. Biraz daha susuyoruz.

    Muavin Tuco işi abartıyor. Su isteyen yolcuya
    " kalk kendin al" diyor.


    Yan taraftaki kadın Vüs'at O.Bener okuyor.
    " Abi Vüs'at diye erkek ismi mi olur? " diyorum. Sinirli bir şekilde " Vüs'at diye kadın ismi mi olur? " diyor. En son Vüs'at diye isim olmazda anlaşıp susuyoruz yine.

    Önümüzdeki anketçinin yanındaki arkadaşı ayağa kalkıyor. " Bir anket de benden" diyor. Herkes nefesini tutup dinliyor. Anketçinin
    " Gol mü atarsınız, pas mı " demesiyle Erhan abi ayağa kalkıp gencin ensesine bir tokat yapıştırıyor. " Böyle saçma anket mi olur lan! " diyor. Lan, Erhan abinin ağzında güzel durmuyor.Muavin Tuco, yolcunun birinin yerine oturmuş, yolcuya su servisi yaptırıyor. O sırada ön taraftan şoför Hayri'nin gür sesi yükseliyor.
    "Kolama votka katmış." Şoför otobüsü durdurup muavin Tuco'nun yanına geliyor. Bizde Erhan abiyle birlikte Tuco'dan yana oluyoruz. Beni, şoför Hayri'nin elinden zor alıyorlar. Ardından üçümüzü otobüsten atıyorlar.Gecenin köründe yolun ortasında kalıyoruz. Erhan abi Tuco'ya kızıyor.
    " Şoförün kolasına niye votka kattın"
    Tuco gülüp, " ayık çekilmiyor " diyor. Erhan abi bana dönüyor.
    " Napçaz Mustafa" diyor. Susuyorum.

    Bitti mi ?