Sahne-dışı bir yer değil, bir düşüncedir. Sahneyi tersinden referans göstererek varolur. Sahne, gerçekçilerin istediği gibi "yaşamdan bir kesit'i gösterdiğinde, sahnedışı, bu kesit hariç, bütün yaşamdır. Öyleyse, şu da söylenebilir: sahne-dışı dünyadan sahneyi çıkardığımızda geriye kalandır, "yüzölçümü aşağı yukanı bütün bir evreni kaplar. Zamanı, zaman eksi şimdidir. Dolayısıyla, sahnedışı hakkında konuşmak "o zaman ve orası hakkında, gramerini bilmediğimiz ve takip edemediğimiz bir dilin içinden konuşmak demektir. Sözlüksüz, takvimsiz ve haritasız yaklaşmaya çalıştığımız, ne bize ne de bir başkasına ait olan, bir yok-yerden söz edilmektedir öyleyse. İskoçya ve Kuzey İngiltere kaynaklı türetimi içinde, "nasıl yapılacağını bilmek" anlamındaki "'can'den türetilmiş canny sözcüğünün içeriğinin tam tersinde, 'uncanny'nin, "neyi nasıl yapacağımızı bilememenin", belirsizliğin ve tekinsiz olanın coğrafyasındayız. Tekinsiz sözcüğünün Almanca kaynağının (un-heimlich) içerdiği yersiz-yurtsuzluk/evsizlik anlamıyla düşünüldüğünde, tekinsizlik sahnesizlik demektir. Sahne gösterimin ve ona ait bütün görmelerin ve göstermelerin, edimin evidir; öyleyse, sahnesizlik, sahne olmayışı, sahnedışı bakışı ve görmeyi engelleyen, tiyatronun temeli kabul edilen opsis'i körlüğe dönüştüren bir yok-varlıktır. Ancak, buradaki olumsuz çağrışımlı nitelemeler aynı zamanda bir imkânın da kapısına işaret etmek için dizilmişlerdir. Sahneye baktığımız her an, tiyatro gösteriminin bağlı bulunduğu konvansiyonun izin verdiklerinin dışına taşan o asıl imkân tiyatronun görünmeyen alanında sessizce gününü bekler.