daşdibek

Rönesans'ta "yeniden keşfedilen" bir teknik olarak doğrusal perspektif, perspektif sözcüğünün etimolojik anlamına bakıldığında, seyleri olduğu gibi göstermek hedefinin sonucudur. Oxford sözlüğü perspektif sözcüğünün kökenini "percipicere: yakından bakmak"tan, perspect, ışk ve görüntü bilimi anlamında optiğin bilimi" olarak gösteriyor. Yakından bakmak, "olması gerektiği netlikte görmek"i mümkün kılar¹ ve bu niteliği ile de doğayı olduğu gibi temsil etme yanılsamasının üretilebilmesinin yapıtaşlarından biri haline gelir. Dolayısıyla, resim sanatı açısından bir tür gerçekçilik sigortası olarak görülen teknik, resme bakan kişinin konumlanışı konusunda oldukça otoriterdir. Resim mekânında neyin önde, neyin arkada ve neyin uzakta, neyin yakında olduğunu belirleyen bu sanatsal yöntem, kartezyen egemenliğin uzantısıdır: onun sayesinde dünya ehlileştirilmekte, karşıdan bakılabilir ve denetlenebilir bir uzama dönüşmektedir. ¹Zeynep Sayın, İmgenin Pornografis (İstanbul: Metis Yayınları, 2003), s. 50.
Sayfa 78 - Dost Kitapevi, Birinci Baskı 2016, Ankara / Perspektif, Diderot'nun Çerçevesi, Gerçekçiliğin Penceresi·Kitabı okudu
Reklam
Bütün görünen oyun kişileri gibi, Beckett'in görünmeyen sahnedışı sesleri de geçmişle, ama parçalanmış, bozulmuş bir geçmişle, amnezik anımsamanın diliyle uğraşıp dururlar. Geçmiş oradadır ama hep belirsizleşmiş, flulaşmış, eksiltilmiş haliyle. Adını bir türlü koyamayacağımız, bir hikâyeyi bütünüyle kuramayacağımız, ama bir hikâyenin belli belirsizliğini sezebileceğimiz bir mesafede durmaktadır geçmiş. Tekinsizlik buradadır işte; geçmişten oradan, bilinçaltından kopup gelmiştir, uzun zaman gömülü kaldığından olacak, bozulmuş, belirsizleşmiş, yer yer çürümüştür; bu haliyle de bakan için hem aşina hem yabancıdır. Geçmişin de bir temsil olduğunu saptayan Richard Terdinan "indirgemenin temsilin asal önkoşulu" olduğunu söyler, zira "geçmişin şimdi iken sahip olduğu içerik, geçmişe dönüştüğünde. hemen her zaman, telafi edilemez biçimde derinden derine hafifletilmiş, azaltılmış bir versiyon haline gelir.
Dost Kitapevi, Birinci Baskı 2016, Ankara Bilinçdışı Olarak Sahnedışı·Kitabı okudu

daşdibek

, bir kitap okudu
Puan vermedi·79 syf.·
8 günde okudu
·
2025 2. kitabı
Ali Vahit
9.3/10 · 20 okunma
Ses, kaynağına doğrudan bağlıdır. Bir başka deyişle, sesi kaynağına bağlayan ilişki dolaysızdır. Kişinin kendisine en yakın niteliği sesidir. (Öreğin, bir aracı olarak adlandılabilecek ayna olmaksızın kendi yüzümüzü, gözümüzü göremeyiz.) Kişinin kendi sesi ile kurduğu süreğen ve dolaysız, aracısız ilişki, onu başka sesleri de kaynağı ile birlikte düşünmeye iter. Dolayısıyla, bu doğal ilişki kasıtlı bir biçimde bozulduğunda, kişinin sesi kaynağından bağımsız bir biçimde anlamlandırması olanaksızlaşır. Ses onu üreten bedene aittir. Böyle bakıldığında, "ses çıkarmak" deyimi, sesin içimizden çıktığını, bize ait bir şeyken dışarı brakıldığını ima eder. Bu anlamda, sessiz bir beden, susku olarak adlandırıldığından, kabul edilebilirdir ama bedensiz ses -özellikle de kendini fiziksel sunuma teslim etmiş bir sanat olan tiyatro içinde- tekinsizdir. Söylenenleri netleştirmek gerekirse, sahnede kaynağı görülmeyen bir ses duymak izleyiciyi doğrudan sahne-dışına (ya da sahedışını doğrudan izleyiciye) taşır ve tiyatro sanatına özgü bir tekinsizlik duygusu uyandırır. Freud'un anılan makalesinde tekinsizi tanımlarken atıfta bulunduğu tanımlardan biri de Schelling'e aittir: "Unheimlich, sır olarak ya da örtülü kalması gerektiği halde, açığa çıkmış her şeydir." Sahnedışı dünya sesini duyurduğunda, gizli kalma kuralını ihlal etmiş ve tekinsizleşmiştir.
s.59-60/ Dost Kitapevi, Birinci Baskı 2016, Ankara Çerçevenin İçi/Dışı·Kitabı okudu
Sahne-dışı bir yer değil, bir düşüncedir. Sahneyi tersinden referans göstererek varolur. Sahne, gerçekçilerin istediği gibi "yaşamdan bir kesit'i gösterdiğinde, sahnedışı, bu kesit hariç, bütün yaşamdır. Öyleyse, şu da söylenebilir: sahne-dışı dünyadan sahneyi çıkardığımızda geriye kalandır, "yüzölçümü aşağı yukanı bütün bir evreni kaplar. Zamanı, zaman eksi şimdidir. Dolayısıyla, sahnedışı hakkında konuşmak "o zaman ve orası hakkında, gramerini bilmediğimiz ve takip edemediğimiz bir dilin içinden konuşmak demektir. Sözlüksüz, takvimsiz ve haritasız yaklaşmaya çalıştığımız, ne bize ne de bir başkasına ait olan, bir yok-yerden söz edilmektedir öyleyse. İskoçya ve Kuzey İngiltere kaynaklı türetimi içinde, "nasıl yapılacağını bilmek" anlamındaki "'can'den türetilmiş canny sözcüğünün içeriğinin tam tersinde, 'uncanny'nin, "neyi nasıl yapacağımızı bilememenin", belirsizliğin ve tekinsiz olanın coğrafyasındayız. Tekinsiz sözcüğünün Almanca kaynağının (un-heimlich) içerdiği yersiz-yurtsuzluk/evsizlik anlamıyla düşünüldüğünde, tekinsizlik sahnesizlik demektir. Sahne gösterimin ve ona ait bütün görmelerin ve göstermelerin, edimin evidir; öyleyse, sahnesizlik, sahne olmayışı, sahnedışı bakışı ve görmeyi engelleyen, tiyatronun temeli kabul edilen opsis'i körlüğe dönüştüren bir yok-varlıktır. Ancak, buradaki olumsuz çağrışımlı nitelemeler aynı zamanda bir imkânın da kapısına işaret etmek için dizilmişlerdir. Sahneye baktığımız her an, tiyatro gösteriminin bağlı bulunduğu konvansiyonun izin verdiklerinin dışına taşan o asıl imkân tiyatronun görünmeyen alanında sessizce gününü bekler.
s.58-59/ Dost Kitapevi, Birinci Baskı 2016, Ankara Çerçevenin İçi/Dışı·Kitabı okudu
Reklam