daşdibek

... yeniden düzenlediği ve "dışarıdan" müdahale ettiği içindir ki kurmaca, hayatı algılama biçimimizi taklit eder; bu da her zaman bir "ikame, ... taviz ve uzlaşma" yoluyla olur.
Sayfa 58 - Kurmacanın Kalbi - Tahkiye, Tecrübe ve Gerçek, Hernan Diaz, Çeviren: Kadir Daniş·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kuşaklar değiştikçe görüler bir kıyıya itilir, olgulardan kuşku duyulur, kuramlar yerle bir edilir. Ama sanatçı, varlığımızın bilgeliğe dayanmayan parçasına; Tanrı vergisi olup sonradan kazanılmayan ve bu nedenle daha kalıcı olan yanımıza seslenmektedir. Sevinme, şaşırma yeteneğimize, hayatımızı çepeçevre saran bilinmezlik duygusuna, acıma, güzellik ve acı duygumuza; içimizde saklı duran tüm acunla kardeşlik duygusuna seslenmektedir. Sayısız insan yüreğini birbirine bağlayan, derin fakat yenilmez dayanışma inancına düşlerde, sevinçte, kederde, beklentide, sanrılarda, umutta ve korkudaki dayanışmaya; insanları tek tek birbirine bağlayan, tüm insanlığı birbirine- ölüleri canlılara, canlıları doğacaklara- bağlayan dayanışma duygusuna...
Sayfa 41 - Joseph conrad'ın önsözünden·Kitabı okudu
Yûnus Emre'den bahseden en eski kaynaklar, onun ümmi olduğunu belirtirler. ⁶⁴ Âşık Çelebi, Yûnus'un medresede başarılı olmayıp Tanrı mektebinde (tarikatte) ders gördüğünü: "Eğerçi ümmidür ammâ debistân-ı kuds sebakhândur" cümlesiyle ifade eder.⁶⁵ Bektași ananesinde de, Yûnus'un ümmî olduğu kabul edilegelmiştir. Yûnus'un ümmi -ve fakirül-hâl- olduğunu söyleyen bir mutasavvif şair de, Niyâzi-i Misrîdir. Mısri, Yûnus'un meşhur "Çıktım erik dalına" şathiyyesinin: Bir sinek bir kartalı salladi urdi yire Yalan değül gerçekdür ben de gördüm tozını beytini şerh ederken şunları söyler: "Bu beyit bazı riyâset ve câh sahibleri ve ilimde kâmil geçinen cife-i dünyâ kuzgunlarının ehl-i tarikat münkirlerinin hâllerini ve gözde hor u hakir ve fakir, miskin gezen gürûh-ı urefâ ve zürefânın kemallerini beyân eder, Yani bunların zâhirlerinin fakr u fenâsını ve tezellül ve meskenetlerini gşrüp istihzâ tarîkı ile onlara bazı suâller eyleyip onlardan birisi bunların gözüne '' sinek'' kadar görünmeyip urefâ ile söze ve irfâna geldikde sinek misali olan fakîr dervîş-i hakîr, şâhin misali olan ulemâ-yı zâhiri kartal gibi kaldırıp yere vurduğunu beyân eder. Yani gözde hor olan dervîş azamet ve şöhret ıssı olan ve ilm-i zâhirde fâzıl ve kâmil olan fülân edendiye gâlib olup ilzâm etledi, diye beyân eder. Ben de gördüm tozunu, dediği, Aziz (k.s) kendüye vâki' olan ahvâli beyÂn eder. Zirâ, kendüleri dahi ümmî olup zâhirde fâkirü'l-hâl olup nice zâhidler ve âbidler ve âlimler ona ilzâm tarîkı ile bazı suâl şürû' etdiklerinde Aziz(k.s) suâllerine cevâb verdikten sonra kendileri dahı ulemâ-yı zâhirlere bazı suâller irâd eylediklerinde, ulemâ-yı zâhir kendüye cevâb vermede âciz kaldıkların beyân eder. 64 Mecdı, Şakâyık Tercümesi, s.78 65 Aşık Çelebî, Meşâirü'ş- Şuara, vr. 98b.