Fânilerin ebediyet dedikleri bu devamlı susuzluğun başında daha şimdiden hayaller birbirini kovalıyor, her yokluk bir sürü nimeti hatırlatıryor. Hiçbir şeyi unutamıyorum, ruh dediğimiz ve ancak bir düşünceye dizildiği zaman tamamlaşan bu renksiz duman muttasıl çalışıyor ve muttasıl mevcut olmayanı sayıyor. Her sey, her sey burada bir yara gibi...Her şeyi özlüyorum, hatta
gölgemi bile!..
iz, 1 Nisan 1935, nr. 10
Bütün insanlığın bir bataklıkta yavaş yavaş boğulur gibi evvelden hazırlanmış çerçeveler içinde yaşadığı, düşündüğü ve öldüğü rahat seneler... Sizden ne kadar uzağız!
İnsanlar birbirleriyle dâima anlaşabilirler, yeter ki silâhın, kardeş kanının bir dâvayı ortadan kaldırma çaresi olmadığını anlasınlar. Bu anlaşılmazsa, gelecek savaşların felâketleri fertlerin çok ötesine geçer...
Mussolini senelerce konuştu, söyledi, tehdit etti. Bu heyecan isteyen kalabalığa tohum halinde serptiği müphem ümitleri, gene oradan dağlar kadar büyümüş topladı. Ve bir gün hadiselerin karşısında kendisini kendi sözleriyle bağlanmış buldu.
...
O, bütün bir millet yerine bir sınıf ve zümre ile iş görmek istediği için daima hesaplarının dışına çıkmağa mecbur kaldı. Zümre adamı hakikî sef olamaz. Bu zümre adamı oluşu Mussolini'yi kıymet hükümleri üzerinde oynamağa götürmüştür. "İtalyan milleti benden ekmek istiyor, hürriyet istemiyor" sözü onundur. Hakikaten İtalyan milleti Mussolini' den bu kendi kendine türeyen velinimetten hiçbir sey istemiyordu. Fakat bir şey isteseydi behemehal hürriyeti isterdi. Çünkü milletler hürriyete âşıtır ve insanlığın asıl şeref kapısı hürriyettir.
İtalvan milleti Mussolini'den evvel az çok ekmeğini kazanıyordu ve ona hürriyeti katık yaptığı için memnundu. Modern diktatörün hatâsı hürriyetle ekmeğin birbirine zıt şeyler olduğunu düşünmesindedir. Mussolini'yi İtalya'da seyredenlerden değilim. Ona yaptığı büyük işlerin karşısında hayran olmak fırsatını bulmadım. Fakat onun için okuduğum birkaç kitap bile onun büyük yapıcı taraflarını kabul etmekliğim için kâfidir. Entelektüel tarafı ise kendisini daima hatırlatacaktır. Fakat yazık ki bu çalıma, sakat bir kaynağa dayanıyordu. O, hürriyetsiz millet hayatı olabileceğine kani idi. Onun içindir ki asırlar içinde merhale merhale, şehir şehir teşekkül etmiş İtalya'ya kendi elinden çıkmış bir şey manzarasını vermeğe çalıştı. Hayata zekâsının şeklini vermek, hadiselere kendi iradesini cebretmek istedi. Hür olmayan bir insanlıkta içten gelen bir büyüklük duygusunun bulunacağını tasavvur etmek onun felâketi oldu. italyan milletini tarihiyle heyecanlandırmağa çalışan bu adam, gariptir ki, tarihin en
Çoğumuzda göçmen meseleleri karşısında rahatı kaçırılmış bir insan hali var. Sanki asrımızın insanına rahat hakikaten nasibmiş gibi düşünüyoruz. Rahat, ferdî saadet, kaygısız baş, bunlar on dokuzuncu asrın kısa rüyalarıydı. Doğrusunu isterseniz bizlere hiç nasip olmayan rüyalar... İnsan talihinin azdığı bu devirde bunu akla getirmek bile gülünçtür. Bu devirde olsa olsa vazifesini yapmaktan gelen iç ferahlığı, huzur vardır. Çünkü devrimiz, vazife ve mesuliyet duygusu devridir. Milletimiz bu iki duyguyu çok iyi tanır. Bunu her vesile ile gördük.
Cumhuriyet, 18 Ocak 1951, nr. 9503