“Bir kişinin tutkuyla sevebilmesi için, önce fiziksel olarak uyarılması gerekir. Bu da kendini kalp çarpıntıları, heyecandan titreme, kızarma ve hızlı soluk alıp verme şeklinde gösterir. Kişi bir kez uyarıldıktan sonra geriye bir tek bu duygular bütününün tutkulu bir aşk olduğuna inanmak kalır. Ondan sonra da gerçek aşkı yaşamış olur. Baştaki fiziksel uyarı ilgisiz bir deneyimden kaynaklanıyor bile olsa… bir kere karşısındakiyle tanıştıktan, ona karşı bir çekim hissettikten ve bu deneyimi aşk olarak adlandırdıktan sonra yaşadığı şey aşktır.”
“Toplumlarda insanlar, kendilerinden öncekiler için din neyse, aşktan onu, yani yaşamlarına bir anlam ve amaç katmasını beklerler. Romantik aşk, kendimizden daha büyük bir şeyle bağlantı kurmamızı sağlayan kişilerarası bir deneyimdir. Dindar olmayan ve herhangi başka bir ideolojiye mensup olmayan kişiler için romantik aşk, yegâne ‘ilahi’ deneyim kabul edilebilir.”
“Robert Sternberg'ün ‘üçgen aşk modeli’, ‘aşkın temel bileşenleri’ olarak kabul ettiği şeyleri tanımlar: Yakınlık, tutku ve bağlılık. Bu bileşenlerden hiçbiri yoksa sonuç ‘aşksızlık’tır. İçinde yalnız yakınlık olan bir ilişki ‘hoşlanma’dır. İçinde yalnız tutku olan bir ilişki ‘vurulma'dır. İçinde yalnız bağlılık olan bir ilişki ‘boş bir aşk’tır. İçinde hem tutku hem bağlılık barındıran bir ilişki ‘Hollywood usulü’ budalaca bir aşktır, içinde hem yakınlık hem bağlılık barındıran, ama tutku barındırmayan bir ilişki ‘dostça aşk’tır. ‘Romantik aşk’ta tutku ve yakınlık var, ancak bağlılık yokken; hem yakınlığı, hem bağlılığı, hem de tutkuyu içeren ‘mükemmel aşk’ ‘eksiksiz aşk’tır.”