Gökçen
7/10
·528 syf.··
2026 1. kitabı
Loresima’nın dört kitaplık devasa "Gökçen" evrenini bitirdiğimde hissettiğim şey tam bir duygu karmaşasıydı diyebilirim. Bir yanda kahkahalarla güldüğüm, gözyaşlarımı tutamadığım sahneler varken; diğer yanda "Yeter artık, aynı konuyu kaçıncı kez okuyoruz!" diyerek kitabı duvara fırlatma isteğim birbirine karıştı. Hikaye, çocuklukları aynı askeri lojmanda geçen, sürekli didişen maviş doktorumuz Gökçen ve Barut Timi'nin sert komutanı Murathan Karakurt etrafında şekilleniyor. Yıllar sonra Gökçen'in tayiniyle yolları tekrar kesişince o tatlı atışmaları, Murathan’ın Gökçen'i aslında yıllardır unutamadığını fark etmesi ve ikilinin bir araya gelme çabası ilk başta gerçekten çok keyifliydi. Özellikle operasyonlar, Barut Timi'nin ölümle burun buruna gelmesi ve hastane koridorlarındaki gerilim hissi insanı inanılmaz içine çekiyor. Zaten serinin açık ara en iyi yanı ana karakterlerin aşkından ziyade Barut Timi'nin ta kendisiydi! O askerlerin birbirine bağlılığı, vatan uğruna fedakarlıkları o kadar iyi yazılmış ki onlarla gülüp ağlamamak elde değil. Hatta yan karakterlerden Aybüke ve Süleyman'ın derinliği ve aşkı, yer yer ana karakterleri bile gölgede bıraktı. Ancak olaylar ilerledikçe, özellikle üçüncü ve dördüncü kitapta o saf heyecan yerini maalesef sakız gibi uzatılmış bir dramaya bıraktı. Hikaye taş çatlasa iki kitapta efsanevi bir şekilde bitebilecekken dört kitaba yayılınca aynı ayrılıp barışmalar ve tekrarlanan tripler okuma hevesimi fena halde baltaladı. Bununla da kalmadı, başlarda Murathan’ın o tatlı korumacı tavrı sonradan "Onu giyme, oraya gitme" tarzı toksik ve maço bir diktatörlüğe dönüştü. Gökçen gibi güçlü, ayakları yere basan bir doktorun bu egoist tavırlara boyun eğmesi ve ilişkinin vıcık vıcık bir hale gelmesi beni epey yordu. Üstelik yazarın o amatör Wattpad
GökçenLoresima · Ephesus Yayınları · 20237,7bin okunma
Kış çiçeği,Güneş'e tutuldu.Güneş, Kardelen'e aşık oldu.
8/10
·424 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 00:00
Kızıl Kardelen serisinin ikinci kitabını da büyük bir hayranlıkla bitirdim ve sıcağı sıcağına hislerimi sizinle paylaşmaya geldim. İlk kitabın sonunda Kara Arslan'ın kızkardeşi ile Kardelen'in abisinin 7 yıl önce öldüğünü öğrenmiştik. Bu kitapta Kardelen ve Kara Arslan’ın arasındaki bağın derinleşmesini, aşkın ve tutkunun büyüyüşünü okuyoruz. Kardelen kocasına her geçen gün daha çok bağlanırken, Kara Arslan da ona büyük bir tutkuyla aşık oluyor. Ama aralarında asılı duran öyle bir sır var ki... Kardelen'in içini kemiren, abisiyle ilgili şüpheler sonunda gün yüzüne çıkıyor. Yüreğiyle sevdiği adamın, abisinin katili olmadığını öğrenmek için çırpınırken, Kara Arslan'ın da bu konuda net olamaması ve kendi geçmişini araştırmaya başlaması tansiyonu hep zirvede tutuyor. Yazar karakterleri o kadar güzel kurgulamış ki, okurken her an gözümün önünde canlandı. Sadece baş karakterler değil; Kağan&Aybüke, Alp&Ahu, Murat&Selma, Sinan&Elfida... Her bir çiftin kendine özel, sıcacık ve çok güzel hikayeleri vardı. Alp ve Ahu’nun, Sinan ve Elfida’nın kattığı o ayrı güzellikleri okumak çok keyifliydi. Ama itiraf etmeliyim, tüm bunlar arasında en çok içimi yakan, sevip de kavuşamamış olan Kuzey ve Mahinur oldu... İnsan ister istemez "Keşke yazar her karakter için ayrı bir kitap yazsaydı da bu çiftlerin yaşamlarına doya doya misafir olsaydık" diyor. Son sayfalara geldiğimde ise beklemediğim duygular yaşadım. Özellikle final kısmı uzun süre aklımda kalacak gibi.
Güneşin Aşık Olduğu KızŞeyma Demir · Dokuz Yayınları · 2022468 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yol Uçurumu
Puan vermedi
Kitabı elinize alır almaz ilk hikayeyle uçurumun kenarında yürümeye başlıyorsunuz. Fakat düşme tehlikesi yok. Bir seyre davet ediyor bizi Aybüke Akgül, uçurumun o nefes kesen manzarasında soluklandırıyor. Son öyküsünde de ifade ettiği gibi dağdan yana kullanmış tercihini. O yüzden bizi geniş asfalt yollardan çıkarıyor. Dar patikalardan geçiriyor bedenimizi. Ayaklarımızın altından çekilmiş dünyanın yerini kendi gözlerinin donuk ifadesiyle karşılaşan bir ressam, kurtla boğuşan bir bıçak ustası, işledikleri suçların günahını hesabı paylaştıkları gibi paylaşan sekiz beyaz pantolonlu adam dolduruveriyor. Her hikayede bize kendi öykü atmosferinden seslendiğini hatırlatıyor. Aybüke Akgül'ün "Yol Uçurumu" kitabında 19 öykü var. Gerçeküstünün gerçeğe bu kadar yakın olması şaşırtıyor. "Siyah At" öyküsünde atlı karıncadan kaçan atın nasıl özgürleştiğine şahit oluyoruz. Bir otobüsle kaçışına, başındaki krizantemlerin izleyenlerin üzerine attığına inanıyoruz. Ama öldüğüne inanmak zor geliyor. "Ufuk Çizgisi" öyküsünde Leman gibi yağmurlu havada gelmeyen Behzat için koşuyoruz onunla yokuş yukarı. Saçları gür Behzat'ın ümit kesemiyoruz. "Yastık" boynumuzdaki ağrıları artırıyor aniden. Sert ve yüksek bir yün yastık koyuyor başımızın altına yazar. Hikayede bu yastık kahramanın top oynamasını engelleyen bir metafor. Kendi yastıklarımızı düşünüyoruz. Sürekli başımızın altına konan bizi rahat ettirdiği düşünülen şeylerin neleri bizden uzaklaştırdığını görüyoruz. "Kimin Adı" hikayesiyle bizi bir uçuruma daha götürüyor yazarımız. İsimler düşüyor bir bir aşağıya. Ya Fazıl değilsek. Yeni adlar buluyoruz kendimize. Yeni roller. Peki aslında biz kimiz? Uçurumun kenarından alıyor bazı öyküleriyle "Derenin Öte Tarafı" bunlardan. Bir kurt buz tutmuş gölün üstünde rehberlik ediyor çünkü. Son
Edebiyat
Yol UçurumuAybüke Akgül · Şule Yayınları · 202534 okunma
Uçurumdan kurtaran
Puan vermedi·103 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Uçuruma yaklaştıran değil, o civardan kurtaran bir eser. Ayrıca merak ve sorgulamaların sizi yalnız bırakmayacağı, bir solukta okunacak bir eser. Üstelik bir Türkçe öğretmeninin titizliğinde akıcı ve temiz bir dille yazılmış. Hikayenin matematiği, şarkısı, şiiri olur mu derseniz, olur diyebilirsiniz bu kitabı okuduktan sonra.
Yol UçurumuAybüke Akgül · Şule Yayınları · 202534 okunma
Puan vermedi·103 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 16:00
Yol Uçurumu'nu okumaya başladığımda, bu güzel ismin anlamı ve işaret ettiklerine dair bir merak duymadan edemedim. Yazar, "Yol uçurumu yener" diyerek yaptığı girizgâhla okuru, en sarp yolların dahi uçurumlardan kuvvetli olduğuna inandırmaya niyetli görünüyordu çünkü. Hepimizi yolun davetkâr kıvrımlarında ümitle yürümeye ikna eden bir çağrıydı bu. Her bir öykü karakterinde olduğu gibi, bilinmedik manzaralar eşliğinde, ortaklaşa buluştuğumuz o kadim ve insanî yanımıza alıp götürecek güce sahipti. Bir öykücünün başarısı okurun beklentilerine göre değişebilir ancak, Aybüke Akgül öykü okurunun bütün beklentilerini karşılayabilecek kalibrede usta öykülerle giriş yapmış edebiyat sahasına. Yazarın kurmaca gücündeki sınırsızlığa, hiç karşılaşmadığımız pek çok evrenle kurduğu muhteşem öykü atmosferine, birkaç sayfalık kısa öykülerde bile sorunsalı derinleştirebilmesine, etkili finallerle son golü atışına ve başarılı diyalog yazımına hayran kaldım. Bu kadar zor bir işi, kitabında yer alan 19 öyküde birden başarabilmesi ayrıca takdire şayan. Kitapta favori öykü belirleyebilmek oldukça zor. Aybüke Akgül, fantastiğin sürprizlerle dolu kapısından eli kolu öylesine dolu dönüyor ki, sonraki eserlerinde anlatacağı yeni dünyalarla tanışmak için şimdiden sabırsızlanıyoruz. Orijinal konuların merkezde olduğu alegorik kurgular, diğer yandan lezzetli ve tertemiz bir Türkçeyle birleşince akıllardan kolay kolay silinmeyecek öyküler doğmuş. Okur olarak, benzerine az rastlanır bir düş gücüne eşlik etmekse oldukça şanslı hissettiren nadir duygulardan. Resmetmek için hikayesi olan gözler arayan ressamın asıl yitiği bizatihi kendisi olabilir yazarın düşleminde. Kaderini başkasına bulaştırmaya itiraz edenler, denklemi bir anda tersine çevirebilir. Burada, babadan oğula devredilen yastıklarda
Yol UçurumuAybüke Akgül · Şule Yayınları · 202534 okunma
Uçurumu yenen yol
Puan vermedi·103 syf.·
2025 26. kitabı
Sezai Karakoç’un sözüyle başlıyor kitap: "Yol, her zaman uçurumu yener.” Ümitliyiz o halde. Keskin virajlı yolların sonunda derin uçurum olsa da ziyanı yok. Yürümeye başlıyoruz. Her öyküde başka yola sapıyoruz. “Nahir'in Gözleri” öyküsünde ne aradığımızı bilmediğimiz ama aramaktan da vazgeçmediğimiz o şeyi mi arıyoruz? Aybüke okuru pasif bırakmıyor. Onunla birlikte biz de arayışa giriyoruz. Yoğun bir anlatım var öykülerinde. Favorilerimden biri olan “Yastık” hikâyesinde büyükbabadan babaya, babadan oğula geçen nesiller arasındaki zinciri bu nesneyle somutlaştırıyor. Kimse fikrini sormamış, “Sen ne düşünürsün,” dememiş kahramanlara. Fakat biri bu zinciri koparmakta kararlı: “Ben bu yün yastığı artık sevmiyorum!” “Ufuk Çizgisi” hikâyesinde beklemenin getirdikleri ve götürdüklerinden bahsediyor. Yolu unutup rahatça yürümeye başladığımız o an sesleniyor bize: “Benim yürüdüğüm yollar yokuş yukarıdır hep.” Kapanışı “Yol ve Dağ” ile yapıyor. Aybüke Akgül’ün bir derdi var. Kıvrılan, dönen, uzayan, sürüp giden yolun kahramanı çağırdığı gibi, çağırıyor bizi öykünün kalbine. Ve aklımıza o epigraf geliyor. “Yol her zaman uçurumu yener.” Bu öyküyle tasdik ediyor yazar. İnsan yürümekten korkabilir. Adımlarını şaşırabilir yahut dağın arkasına saklanabilir. Fakat nihayetinde yol, insana şefkatli bağrını açar. “Dağ kimseyi içine almaz, yolunsa bir bağrı vardır.” “Keşke keder içime bir organ gibi yerleşmeseydi.” “Fakat sonunda zemheri hepimize galip gelir. Gölü de alt eder, küreği de. Bırakırız kavgayı, göl derin bir uykuya dalar. Üzerinden yürür geçeriz. Yine de çıkmaz aklımızdan, eski bir düşmandır ayağımızın altındaki. Arada kısık çatırtılarla gözdağı verir. Öyle vakitlerde havadan sudan konuşuruz. Yoksa koşmak gelir adamın aklına, dönüp arkaya bakmak." Ömrü uzun olsun,
1000Kitap
Yol UçurumuAybüke Akgül · Şule Yayınları · 202534 okunma