Ayçiçek

Ayçiçek
@ayciceki
Hayalleriyle yaşayan ve onlara ulaşmak için çabalayan bir yolcuyum. Kelimelerle konuşan, dünyayı gözlerinde arayan bir ruhum. Bazen bir çiçekte, bazen bir şiirde kendimi bulurum. Hem hayale hem gerçeğe yer var içimde.
10/10
·384 syf.··
2025 14. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 03 Temmuz 2025 16:15
Elsa neredeyse sekiz yaşında ve farklı. Büyükannesi ise yetmiş sekize merdiven dayamış ve çılgın. Bu iki sıra dışı karakterin hikâyesi, tam da ruhunuza işleyen, sizi önce kahkahaya sonra gözyaşına boğan o türden. Çılgın, deli, renkli bir büyükanne ile onun bilmiş, hayal gücü geniş ve farklı torunu arasındaki bağlara dayanan hikâyelere bayılırım. Çünkü bu tarz hikâyeler sadece eğlenceli değil, aynı zamanda kucaklayıcıdır; insanın içini ısıtan, yüreğine dokunan bir yanı vardır, ruhunuza sarılan türden kitaplardır. Büyükannem Size Özürlerini İletmemi İstedi de tam bu türden bir kitap. Kahkahalarla okuyacağımı sanmıştım — ve evet, gerçekten çok güldüm — ama beklemediğim kadar derin, sarsıcı, acıtan, şefkatli ve sevgi dolu hisler de yaşadım. Backman’ın kalemiyle ilk tanışmam bu kitap sayesinde oldu ama kesinlikle son olmayacak. Kurgusu, karakter derinliği, dilindeki mizah ve duygusallık dengesi öylesine iyi kotarılmış ki kitaba hayran olmamak elde değil. Bazı bölümlerde hikâyenin o kadar içine girdim ki, kendimi Elsa’nın yanında olup onu teselli edemediğim ona sarılamadığım için suçlarken buldum. Bu kitap artık sadece bir roman değil benim için; iç dünyamın bir köşesinde yer etmiş, yeri geldiğinde açıp rastgele bir sayfasını okuyacağım bir başucu kitabı. Yedi yaşındaki-neredeyse sekiz-her çocuk bir süper kahramanı hak eder ve hayır farklı olmak kötü bir şey değildir. Bu işler böyledir. Buna katılmayan varsa gitsin kafasına bir baktırsın. Ve bilmelisiniz ki her masal mutlu sonla bitmez ama noel masalları farklıdır onlar bir masaldan daha fazlasıdır ve mutlu bitmelilerdir.
Büyükannem Size Özürlerini İletmemi İstediFredrik Backman · Kairos Kitap · 2025201 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
9/10
·440 syf.··
2025 13. kitabı
Kitap okumayı bir alışkanlığa, sonra da hayatımın ayrılmaz bir parçasına dönüştürdüğümden beri birçok hikâyeye şahit oldum. Ama bazı kitaplar, sadece okuyup geçtiğin değil; düşündüğün, hissettiğin ve seninle birlikte büyüyen kitaplar oluyor. Gurur ve Önyargı da tam olarak böyle bir roman benim için. Bu roman, ilk bakışta klasik bir aşk hikâyesi gibi görünse de, aslında satır aralarına gizlenmiş çok daha derin konular barındırıyor: Toplumun beklentileri, sınıf ayrımları, kadınların konumu, ön yargıların ve kibirin insan ilişkilerinde nasıl duvarlar ördüğü… Ve tüm bunların ortasında, zeki, inatçı ve bir o kadar da kalpten biri olan Elizabeth Bennet ile gururuna yenik düşen ama aslında içinde koca bir dünyayı saklayan Mr. Darcy var. Austen, karakterlerini sadece birer figür olarak değil, sanki hayattaymış gibi incelikle kuruyor. Elizabeth’in kendine güveni, cesareti, söylenmeyeni sezme yeteneği, onu dönemindeki kadın karakterlerden ayrı bir yere koyuyor. Darcy ise ilk bakışta soğuk ve kibirli biri gibi görünse de zamanla onun iç dünyasını tanıdıkça, aslında gerçek bir dönüşümün ve içsel mücadelenin içinde olduğunu fark ediyoruz. Kitabı bu kadar sevmemi sağlayan en büyük etken, karakterlerin gelişimiydi. Hiçbiri tek bir kalıba sıkışmış değil. Hepsi kendi kusurlarıyla, çelişkileriyle, hatalarıyla ve dönüşümleriyle öylesine gerçekti ki… Okurken onları gözümde canlandırmak bile gerekmedi çünkü zaten bir yerden tanıyor gibiydim. Belki içimizde bir Elizabeth, bir Darcy, bir Jane ya da bir Lydia hep vardı. Belki de bu yüzden her biri o kadar tanıdık geldi. Özellikle Elizabeth ve Darcy’nin birbirlerine karşı önyargılarını zamanla fark etmeleri, değişmeleri, büyümeleri… Bu sadece bir aşk hikâyesi değil; insanın kendi iç yolculuğuna da bir ayna. Çünkü gurur ve önyargı sadece
Gurur ve ÖnyargıJane Austen · Ren Kitap · 202198bin okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2025 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2025 13:06
Bu kitap hakkında ne söyleyeceğimden tam olarak emin değilim ama şunu baştan belirtmeliyim: maalesef bayılarak okuduğum bir kurgu olmadı. Aslında kötü bir hikâye değil. Okurken sıkmıyor, yavaş ilerlese de akıcı bir şekilde sürüp gidiyor. Anlatım dili oldukça başarılı, konular arası geçişler ve olayların bağlamı da özenle oluşturulmuş. Yani teknik açıdan güçlü bir kitap. Ancak benim beklentimi karşılayamadı. Kitabı okumadan önce pek çok kişinin yorumunu görmüştüm, neredeyse herkes okuyucuyu ağlatacağından emin gibiydi. Bu yüzden büyük bir duygusal etki bekliyordum. Ama ne yalan söyleyeyim, ben bırakın ağlamayı, sürekli "Acaba kızın şizofren olduğunu ne zaman fark edecekler?" diye düşündüm. Hikâyeye duygusal olarak bağlanmakta zorlandım. Yine de itiraf etmeliyim, Mika’nın Julie’ye, Sam’i kaybettikleri gibi onu da kaybettiğini sandığını söylediği sahnede gözlerim dolmadı değil. O an gerçekten etkileyiciydi. Genel olarak, okuması kolay ve iyi kurgulanmış bir roman olmasına rağmen, benim için derin bir iz bırakmadı. Bence beklentimin çok yüksek olması ve kurguya adepte olup o küçük sihiri kabul edemememde kitapla aramdaki bağın oluşmamasını etkiledi.
Sam, Orada mısın?Dustin Thao · Yabancı Yayınları · 2023406 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2025 2. kitabı
Sizce bir kitapevi nasıl olmalı? Bence mi? Huzurlu hissettirmeli tabiiki; ev gibi... Yabancılık hissetmemelisin içerisine girdiğinde. Sarıp sarmalamalı seni var olduğun gibi. İlk ayak bastığın senle oradan ayrılırken ki sen aynı olmamalı. Düşündürmeli, düşünmek zorunda bırakmalı. Ne kadar zor olsada düşünmek, seni düşünmeye zorladığı için kaçmamalısın oradan daha çok sığınak gibi her an orada olmak istemelisin. Benim için bir kitapevi, bir keşif alanı gibi olmalı. İçeri girdiğimde zamanda kaybolmalı, rafların arasında dolanırken hiç bilmediğim dünyalara açılmalıyım. Sessiz ama ruhu olan bir yer olmalı, belki hafif bir müzik, belki kahve kokusu… Raflar özenle dizilmeli ama biraz da kaos olmalı, her köşe başında yeni bir hikâye keşfedebilmeliyim. İşte benim - şu anlık aklımdaki- kitapevi tanımı, bilmiyorum belkide hiçbiri bir kitapevi için uygun bir tanımlama değil ama benim için böyle olmalı. Peki sizin için? Sizin düşüncenize göre bir kitapevi nasıl olmalı? İlk başlığı buydu kitabın "Sizce bir kitapevi nasıl olmalı? ". Kısaca konuyu tanıtıcak olursam: Başkarakterimiz yongju'nun toplumun iyi bir meslek olarak kabul ettiği bir meslekte çok başarılı giden bir kariyeri aynı zamanda aynı kendisi gibi başarılı ve toplum tarafından kabul gören bir insanla evliliği var. Fakat Yongju bu yoğun hayattan bir anda uzaklaşıyor ve bu hayatı istemediğine karar vererek her şeyi arkasında bırakıyor. İşinden istifa ediyor, eşinden boşanıyor ve ailesiyle arasına mesafe koyuyor ve çocukluk hayalini gerçekleştirip bir kitapevi açıyor. Evet, açıyor ama hala tam olarak mutlu olmuyor. İşte kitabın geri kalanında kitapevi sayesinde oluşan çevresiyle birlikte bazı düşüncelerle mücadele ediyor ve mutluluğu arıyor. Çok hızlı bir akışı olan, basit dilli bir kitaptı. Sadece huzurlu hissetmek
Hyunam-Dong KitabeviHwang Bo-reum · Athica Yayınları · 202415,2bin okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2025 7. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2025 12:27
Kızını daha üç yaşındayken, etrafı köpeklerle çevrili bir arabanın içinde bırakmak zorunda kalan bir adamın hikâyesi bu. Kalabalıkların sustuğu yerde, tek başına planlar kuran, zekâsını ve inancını bir araya getiren bir adamın hikâyesi bu. Bu, bir dâhinin hikâyesi. Ama öyle sıradan bir dahilik değil; matematiği, elektriği, mühendisliği ve inancı ölümle yoğuran bir adamın... “Yoldaki Mühendis”, Abdullah Bergusi’nin zindandaki kaleminden doğmuş bir haykırış. Sadece bombaları değil, kelimeleri de bir silaha dönüştüren bir adamın iç dünyasını açıyor önümüze. Yol, bazen bir tüneldir; bazen bir mahkeme salonu; bazen de insanın içindeki zindandır. Bergusi, tüm bu yolların içinden geçmiş, en sonunda da zindanın en karanlık köşesinde bir ışık yakmış biri. Kitap boyunca şu soruyu defalarca sordum kendime: “Gerçekten böyle bir insan var mı?” İnsanın, ölümle bu kadar iç içe yaşayıp da ruhunu hâlâ diri tutabilmesi mümkün mü? Hem babalık edip hem mühendis olup hem de “direniş”i bu kadar soğukkanlı ve stratejik bir şekilde kurgulamak... Bunu bir kurgu zannediyorsun bazen. Ama sonra gerçeğin tokadı yüzüne çarpıyor. Seni uyanmak zorunda bırakıyor. İşte o tokat beni en çok buradan vurdu: Bu kitap beni suçlu hissettirdi. Çünkü bazen insan, gözünün önünde olan bir gerçeği görmezden gelmiyor, sadece alışıyor. Ama bu kitap, seni alıp o gerçeğin tam ortasına fırlatıyor. Senin sessizliğinle Bergusi’nin kelimeleri çarpışıyor ve içinden şu cümle yankılanıyor: “Ben ne yapıyorum?” yada daha doğru bir ifadeyle "Ben neden yapmıyorum?" O, nefsini susturmuş; ben ise hâlâ kendi rahatımı düşünüyorum. O, karanlığın içinden yürümüş; ben ise ışığın altında gözlerimi kapatmışım. “Yoldaki Mühendis”, sadece bir hayat hikâyesi değil. O, bir direniş biçimi. Bir davaya adanmışlığın en uç noktası. İnancın,
Yoldaki MühendisAbdullah Galib Bergusi · Ekin Yayınları · 20246,3bin okunma