Hurufiliğe karşı çıkan, özellikle de Osmanlı ve Timur dönemindeki ana akım din bilginlerinin (ulemanın) ve devlet yöneticilerinin temel argümanı tam olarak buydu: Bu hareketin, İslam'ı kendine alet ederek, onun temel inançlarını (tevhid, peygamberlik, şeriat) çarpıttığı ve aslında İslam dışı (zındıklık) bir yol kurduğu.
Bu bakış açısını daha net anlamak için, Hurufiliğin ana akım İslam'a göre "yanlış" veya "sapkın" kabul edilen yönlerine odaklanalım:
1. İslam'ı Alet Etmek ve Yanlış Yorumlamak
Hurufiler, tıpkı Bâtınî akımlar gibi, Kur'an ayetlerini ve hadisleri harflerin ve sayıların gizli anlamları üzerinden yorumluyordu. Ana akım İslam'da ise Kur'an'ın zahiri (açık) anlamları ve ulemanın tefsir metotları esastır.
Hurufi Yorumu: Fazlullah-ı Hurufî, insanın yüzündeki kaş, kirpik ve saç çizgilerini Arap ve Fars alfabelerinin harflerine benzeterek, Tanrı'nın sırrının (tecelli) doğrudan bu insan yüzünde yazılı olduğunu iddia ediyordu.
Ana Akım Eleştirisi: Bu metot, kutsal metinlerin anlamını tamamen keyfi ve kişisel bir yoruma indirgemek, yani "İslam'ı kendi sapkın amaçlarına alet etmek" olarak görülüyordu.
2. Tevhid İlkesine Aykırılık (Kendini Tanrılaştırma)
En büyük itiraz noktası, Hurufiliğin kurucusu Fazlullah-ı Hurufî ile ilgili inançlardı.
Hurufi İddia: Fazlullah'ın, Allah'ın sureti olduğu ve "İnsan-ı Kâmil" mertebesine ulaştığı için Tanrı'nın onda tecelli ettiği (hulûl inancı). Bazı takipçileri onu Mehdi ve hatta Tanrısal bir varlık olarak görüyordu.
Ana Akım Tepkisi: İslam'ın temel direği olan Tevhid (Allah'ın birliği ve eşsizliği) ilkesini yerle bir ettiği, bir insanı ilahlaştırdığı ve dolayısıyla açık bir küfür (zındıklık) olduğu gerekçesiyle cezalandırılması zorunlu görülüyordu.
3. Şeriatı Kötüleme (İbahiye Eğilimi)
Hurufiler, dini emirleri