Eskiden dinlediğimiz müzikleri, geçtiğimiz sokakları, büyüdüğümüz evi severiz hepimiz. Çok güzel oldukları için değil, bir iz bıraktığımız için.
Sanırım 35 yaşımıza kadar döküyor, 35'ten sonra da topluyoruz izlerimizi dünyadan.
Ne düşündüysek, kimi sevdiysek, neye üzüldüysek alıp bir hatıraya dönüştürüyoruz. Bir hikaye yazıyoruz. Bize benzeyen ama bizden daha genç ve daha akılsız biri başrolde oynuyor. Gereksiz yere ağlıyor, hatalar yapıyor, büyük kararlar veriyor.
Filmin son sahnesinde aynada kendimizi buluyoruz. Biz tüm bu kaosun, acının, boşu boşuna yaşamanın sonucuyuz. Başka müzikler dinleseydik, başka bir evde büyüseydik, başka sokaklarda başkalarıyla yürüseydik, daha mutlu olsaydık, başka biri olurduk.
O yüzden bizi biz yapan hüzünlü, acılı, berbat şeyler, utançlar, aptallıklar hepsi; bize neden olduğu için hep güzeller.
Herkes İsviçre, Norveç'de falan yaşamak istiyor ama bir İsviçreli veya Norveçli gibi yaşamaya sıcak bakmiyor. Övmeye gelince methiyelerin sonu yok ama iş kendisine düşünce bahaneler bitmiyor. Daha kendi kapısının önünü ve sokağını temiz tutamayan bir halkın avrupa'daki düzene hayran kalması da çok enteresan geliyor bana..
Coğrafya kader falan değil kardeşim, senin genetiğin senin kaderin.