Shakespeare, trajedilerinde, hayatın aslında bir oyun olduğunu, insanların bu oyunda paylarına düşen rolü oynadıklarını, bu gerçeğin farkına varılmasının acı verdiğini gösteren kurgulamalar yapmış, Othello'da kahramanını yanılgıya sürükleyen örtük rolü ile yüzleştirmiş, Hamlet'te ölümcül bir savaşımı karşılıklı oyunlarla çeşitlemiş, Kral Lear'da çocuksu bir hevesle başlatılan oyunu çılgınlıkla ve yıkımla noktalamış, Macbeth'de felsefi bir söyleme dönüştürmüştür.
Shakespeare tiyatrosunun düşündürücü olduğu kadar keyif verici olması, hayatla oyun arasındaki ilişkiye gönderme yapmasından ileri gelmiştir bile diyebiliriz.
... zavallı kale, basit sihrin çabuk çözüldü, kuzey çölü hep öyle bomboş kalacak, asla
düşman gelmeyecek, asla hiç kimse gelip de senin zavallı surlarına saldırmayacak.
...çevremizde bizim gibi yaratıklar olduğunu düşünürüz halbuki olan, sadece, don, ve yabancı bir dil konuşan taşlardır; bir dosta selam vermek üzereyizdir, ama kolumuz hareketsiz yana düşer, gülümsememiz yarıda kalır çünkü tamamen yalnız olduğumuzu görürüz.