Her insanı zorlayan o kaybolmuşluk hissinden bir an önce kurtulmak isterdim. Rüzgâra kapılmış bir yaprak parçası olmaktansa, yönünü belirleyebilen, rotasını ve etki alanını keşfetmiş bir insan olma haline daha önce ulaşmak isterdim. Ne kadar önemli olduğumu, esas meselenin benim özümle kendi arasında kurduğum ilişkide yattığını keşfetmek isterdim.
Şimdi ve burada bir başkasının kriterlerine göre var olmaya çabalayan bir insan mısın; yoksa kendi bilincinle oluşturduğun ölçütlere göre eyleme geçen biri misin?
Ana karakter Nora Seed yaşadığı kötü günler sonucunda intihara kalkışıyor ve kendini bir gece yarısı kütüphanesinde buluyor. Orada sadece kendi ve okulda tanıdığı öğretmeni Bayan Elm oluyor. Kütüphanede renkleri yeşilin tonlarından oluşan binlerce kitap bulunuyor. Kitapların herbirinde Nora’nın farklı seçimleri sonucundaki yaşadığı hayatlar mevcut. Bayan Elm’in yönlendirmesiyle bütün pişmanlıklarını düzeltmek için tek tek o hayatlara dönüyor. Ama gittiği hiçbir hayatta kendini oraya ait hissetmiyor ve kütüphaneye geri dönüyor. En son gittiği hayatında şuan yaşadığı hayatın devamı niteliğinde bir hayatla karşılaşıyor. Aslında o hayatta kalmak istiyor. Ama sonunda yine kütüphaneye dönüyor. Bu sefer farklı bir düşünceyle dönüyor. Kütüphaneye gelmeden önce istediği tek şey ölmekken şimdi tam tersi yaşamak oluyor.
Kitaptakı şu kesit aslında kitabın özünü oluşturuyor: “ Kaçıp gitmek istediğiniz yerin kaçtığınız yerle aynı olduğunu görmek tam bir aydınlanmaydı. Hapishanenin bir yer değil, bakış açınız olduğunu anlamak. Deneyimlediği, birbirinden apayrı hayatlar içinde, en köklü değişim hissinin ancak kaçıp gitmek istediği hayatta yaşanabileceği Nora’nın aldığı en garip dersti. Başladığı ve dönüp dolaşıp yine geldiği hayatta.”