Ne kadar azsan, yaşamını ne kadar az görkemli kurmuşsan, o kadar çok şeyin var demektir ve görkemsiz yaşamın o denli büyüktür.. Ekonomi, senin yaşamından ve insanlığından aldığı şeylerin yerine, sana para ve zenginlik verir.
Özetlersek: "Sahip olmak" türündeki bir yaşam anlayışında otoriter bir yapı içinde günah; pişmanlık, ceza ve artan bir teslimiyet çizgisi izler. "Olmak" ta, yani anti-otoriter bir yaşam anlayışında ise günah, insan doğasının bir uzantısı olan ayrılığın ve yabancılaşmanın sonucudur. Bu günahı iyi etmenin yolu da, insanın akıl ve sevgi güçlerini tümüyle gerçeklestirerek, diğer insanlar ve giderek bütün dünya ile bir olmasından geçer.
Eğer ayrılığın ve acıların kaynağı, yani günaha yol açan eylem, benlik zincirine takılı olan bencil davranışlarsa, bunu gidermenin yolu sevme eyleminden geçecektir.
Çünkü ihtiraslar tatmin edilse bile, onların yol açtığı içsel boşluğu ve bunaltıyı, yalnızlığı ve depresyonları bu yolla doyuma ulaştırıp çözümlemek mümkün değildir. İnsanın sahip olduğu şeyler, her an yitirilme tehlikesi yaşadığından, bu tehlikeden korunabilmek için, hep daha fazla şeye sahip olma isteği ve ihtirası doğacaktır.