"Teslim oluyorum" diye fısıldadım. Silahın soğuk namlusunu kalbimin üzerine yasladığımda yapraklarımdan damlayan yaşlar, yok oldu. "Ama annem gibi teslim oluyorum." İçimden bir ses, annemin de kalbindeki tohumu kurtarmak için kendini kalbinden vurduğunu söylüyordu.
"Yine de mutsuzsun çünkü daha hayat başında umut seni terk etmiş, öğle vakti güneşin tutulmuş, bu tutulma günbatımına kadar geçmeyecek gibi geliyor sana.
Hatıralarını sadece acı ve aşağılık ilişkiler besliyor, orada burada dolanıyor, sürgünde huzur; hazda mutluluk arıyorsun, aklı donuklaştıracak, duyguları söndürecek şekilde. Yüreğin yorgun, ruhun çökmüş halde, yıllar süren gönüllü sürgünden sonra nihayet memleketine geliyorsun: yeni biriyle tanışıyorsun; nasıl ve nerede olduğu önemli değil, bu yabancıda yirmi yıldır aradığın ve daha önce hiç karşılaşmadığın iyi ve parlak özelliklerin çoğunu buluyorsa ve bunların hepsi temiz, lekesiz, taze ve sağlıklı.
Bu arkadaşlık seni canlandırıyor, ıslah ediyor; daha iyi günlerin geri döndüğünü hissediyorsun, daha yüksek dilekler, daha saf duygular,hayatına yeniden başlamayı ve kalan günlerini bir ölümlü için daha değerli olacak bir biçimde geçirmeyi arzuluyorsun. Bu amaca ulaşmak için önüne çıkan geleneksel engelin, ne vicdanının kutsadığı ne sağduyunun onayladığı basmakalıp ayakbağınının üstünden atlamaya hakkın var mı?"