Müslüman, İslâm yalnız kendi şahsıyla ve yalnız kendi yaşayışıyla kaimmiş, yeryüzünde kalan son Müslüman birey kendisiymiş gibi bir bilinci öne almak zorunda. İslám'ın yaşanması hususunda böyle bir bilincin öncülüğü dışında her çeşit mütalâa ve dilek, hedefsiz ve muhatapsız boş fanteziden ibaret kalır.
...günlük yaşantımızın her safhası Batı standartlarının öngördüğü bir tarza göre geliştirilmiştir.
Yiyemeyeceği şeyleri toplamak, yapmadığı şeyleri söylemek birer Frenk âdetidir.
Müslüman, kâfire benzemeyi reddettiği
için antiemperyalisttir, antiemperyalist olduğu için kafire benzemeyi reddetmiyor.
Kâfire benzemeyi reddetmek, giyim kuşamdan, üretim ve tüketim kalıplarına, selamlaşmadan, ev içi döşeme stiline kadar hayatın en küçük ayrıntısını kapsayabilecek genişliktedir.
Allah dilerse her sey olur, ona kuşku yok. Fakat Allah’ın dilediği, emrettiği hayat yaşanmadıkça, Allah'ın hükmü insanlar arasında yürürlüğe girmez. Insanı o hayat tarzını yaşamaktan Allah mahrum etmiyor, o kendi kendini mahrum kılıyor. Çünkü Allah, dinini tamamlamıştır.
Fakat o din yaşanmadıkça onun yeryüzünde yürürlüğe girmesi âdetullahtan değildir.