Allah Resulünün iki torunundan birisi, abdest alırken o kadar sararıyor ki, sendeliyor, düşecek gibi oluyor ki, ona soruyorlar:
«— Ne yapıyorsun sen, ne oluyorsun, işte abdest alacaksın, namaz kılacaksın... Kendinden geçer
gibi olmak neye?..»
Cevap:
«— Kimin huzuruna çıkacağım, düşünmüyor musunuz?.»
Arap... Öz hakikatiyle Arap... Bugünün
Arabi değil, mazideki gerçek Arap... O kadar mağrur bir kavimdi ki, dünyada iki insanlık vardı
onun için; biri Arap, öbürü Acem... Biz Acem'i İranlı zannederiz. Hayır, Arap'dan başka ne varsa
Acem'dir lûgatta...
Veli'ye şöyle diyorlar :
«— Sen zamanımızda Sahabiye misilsin!»
Yani o ayardasın... Velî dönüyor, diyor ki:
«— Siz onları görseydiniz, deli derdiniz. Onlar da sizi görseydi, bunlar Müslüman değil derlerdi.»
Ve biz bu halimizle Müslümanlık iddia ediyoruz!
Sahabî bir aynadır, Allah Resulünün nurunu aksettiren, O'nu temsil eden, gösteren
ayna, safvet dolu ayna!... Sahabî'dir bizim olanca hedefimiz ve olanca imtisal örneğimiz... Sahabî o
kadar yücedir ki, pek büyük bir İslâm âliminin ifadesiyle, «Sahabî'nin en küçüğünün atının burnuna kaçan toz, velî'nin en büyüğünden üstündür.»