Felsefe bir boşluktan çıkıp, hakikati arama
fakültesidir. Halbuki bunun karşısında «¦din» var...
Din, vahy ile Allahm bildirdiği mutlak.. Felsefenin bir büyük faydası vardır, muazzam bir fayda...
Bizim rejimimizde, üniversitede felsefe okutulmaz değil; yalnız kapısına bir yafta konur: Dünyada
kaç tane bâtıl olduğunu anlamak için okutulan ders... Felsefe daima birbirinin yanlışını çıkarmıştır.
Bugün bilinen felsefe tarihinde, işi eski Yunan'dan alırsak bugüne kadar felsefe hep evvelki
mezhebin yanlışını ortaya çıkararak yeni bir mezhep getirmiştir. Fakat, farkında değildir ki, gelecek
olan da, onun yanlışını çıkaracaktır!... Demek ki, başıboş arayış, felsefe... İslâm bundan
hazzetmez!- îslâmın tefekkürü ise namütenahidir. Felsefe değildir o, hikmettir.
Eyvah! Yine en ince sır noktalarından birine çattık: Aramak ve bulmak...
Bulunan, bulundu sanılan her şey eskimeye, pörsümeye, çürümeye, iflâs etmeye mahkûm...
Bu da, yaklaştıkça kaçan ufuk çizgisi misâline eş, bir -yeni»nin daha ilerideki «yeni»ye namzetliğini
ilân ediyor. Aramak için aramak yok, bulmak için aramak var. Her bulduğum veya bulduğumu
sandığım bayatlaşacağına göre aramak niçin?...
Her arayış da gayesine ulaşmayacağına göre
bulmak ne fayda?.
Görülüyor ki, mutlaka aramayla bulmayı bir-araya getirmek icap ediyor. O halde solmayanı,
pörsümeyeni, bayatlamayanı bulduktan sonra, onun bu vasıflarını her an doğrulayıcı ve yenile-yici bir arama şehrâhına dalmak gerekiyor. Yoksa ölçülerin dış yüzünde donmak, felce uğramak, tek
kelimeyle ruhsuz kalmak ve yobazlaşmak mukadder...