Dünyanın aklı başında yerlerinde geçen, aklı başında hikayelerde bir adam kadını öpecekse önce ona yaklaşır. Bir şehir yıkılacaksa önce çatırdar ve bir silah patlayacaksa önce görünür. Ama bu öyle bir şehir, öyle bir hikaye, öyle bir aşk değil. Keşke olabilse...
Tam anlatamam nasıl bir şey olduğunu ama ağırlık merkezini bulmuş gibi duruyordu. İki ayağıyla basıyordu dünyaya artık. Kadınlar çocuk doğurunca böyle bir şey oluyor. Tamamlanmak gibi değil. Dengelerini buluyorlar ve yerleşiyorlar dünyaya. Belki biraz senin de annen oluyorlar. O yüzden bu kadar sağlam görünüyorlar erkeklerin gözüne.
Muzlar bir elin birbirine yapışık parmakları gibidir önce. Sonra o parmaklar büyüyüp birbirlerinden ayrılırken ses çıkarırlar. Eğer ağustos ayında bir gece bir muz tarlasına girersen, başka bir gürültü yoksa eğer, o sesleri duyarsın. Çuk çuk çuk...
İnsan kaybolmak ister. İnsan kendini feda etmek ister. Bir acıda, bir sevinçte, bir kavgada, bir hikayede erimek ister. Başka türlü katlanamaz aslında kendine."
"Kavganın tek bir kuralı vardır, öfkesi daha büyük olan kazanır.
Ta ki sana bakacak. Gözünün içine. Seni çok seviyormuş gibi, kimsenin sevmediği gibi."İçimde böyle bir yer mi varmış?" dersin, oralarına kadar değer. Bırakma kendini. O gözler bir daha öyle bakmaz çünkü. Kendi bir daha isteyene kadar.