Ama insanın bilinciyle bildiği ile içinin bildiği çoğu zaman aynı olmuyordu. Mantıklı olanın doğru, mantıksız olanın yanlış olması gerekmiyordu. İnsanın başı bazen içinin bildiğini dinlediği için, bazen bilincinin bildiğini dinlediği için derde giriyordu.
İnsan yaşadıklarını korktuğu için unutur ya da utandığı için. Hatırlayınca acı veriyor diye unutmaz, acı kendini unutturmaz çünkü. Terapilerde açığa çıkan travmalar aslında unutulmamıştır, hep aynı yerde, zihnin ortasında, hatta gözlerin önünde bir yerde duruyordur, sadece dile gelmemiştir.
Anneannem için Atatürk; dış güçlerin kıskandığı, yıkmaya yemin ettiği, bir sürü devletin birleşerek savaş açtığı, buna rağmen yok edemediği bir imparatorluğu cumhuriyet olarak yeniden kuran; tarihsel devamlılığımızı sağlayan, milletimizi medeni dünyayla tanıştırmakla kalmayıp öne geçirmiş; atamız, babamız, dünya çapında ebedi liderimiz, her şeyimizdi.
Sevgini parayla ölçülmediği ama çekinmeden harcanan paranın da sevginin varlığına kanıt olduğu zamanlarda yaşıyorduk. Parası olmayan iyi insanlar sevdiklerini duyguya boğuyor, olanlar ise sevdikleri için gerçekten para harcıyorlardı.