BEYAZ GECELER
Beyaz Geceler, yalnızlığın değil, hayalin seçilmesinin hikâyesidir. Hayalperest yalnızlığı sevdiği için değil, başka yapabileceği bir şey olmadığını düşündüğü için hayal kurar. Hayal onun için bir kaçış değil, kendini koruma biçimidir; çünkü düşündüğü sürece hayal dünyası hep oradadır.
Hayalperest, gerçekten sevilmekten korkar. İnsan sevdiğinden emin olabilir ama sevildiğinden asla emin olamaz. Bu belirsizlik, onu eylemsizliğe iter. Nastenka’yı sever; ancak bu sevgi bir sahip olma isteğinden çok, sevgisiyle var olma hâlidir.
Nastenka ile karşılaşma, hayalperestin kendisiyle yüzleşmesini sağlar. Eğer bu karşılaşma olmasaydı, sevme hissini yaşamayacak, kendi duygularının farkına varamayacaktı. Mutlu olamazdı belki ama bir mutluluk tanımı yapabilirdi; oysa hayalperest, mutluluğu yaşamadan, sadece zihninde çoğaltarak bırakır.
Hayal bin ihtimal sunar, gerçek ise tektir. Gerçekle yüzleşmek acı verir ama dönüştürür; hayal ise insanı avutabilir ama kalıcı bir iz bırakmaz. Bu yüzden gerçek olan acı, yaşanması muhtemel hayallerden daha sahicidir.
Beyaz geceler, geçici bir yanılsamayı temsil eder. Hayalperest bu sürede hayatı yaşamaz, sadece provasını yapar. Finaldeki kabulleniş bir ilerleme değil, olduğu yerde kalıştır. Söylenmeyen sevgi, insanı içeriden tüketir.
Kitap, okuru hayalperestin yerine koyar. Çünkü mesele başkasının hikâyesi değil, insanın kendi zihninde büyüttüğü anlamlardır. Olaylar basit olabilir; ağır olan, onlara yüklenen anlam ve duygudur. Hayalperestin yaşadıkları bir başkasının sorumluluğunda değildir; yaşaması gerekiyordu ve yaşadı. Tercihi de sonucu da kendisine aittir.
BENCE KİTABIN ÖZET CÜMLESİ: İnsan bazen mutlu olmak istemez, sadece umutlu kalmak ister...